Hak Nedir?
Ünite 1 Alt Konu 1'de işlenen hukuk kuralı – yaptırım ilişkisi burada tersine çevrilir: hukuk kuralları YÜKÜMLÜLÜK YÜKLERKEN, aynı zamanda kişilere HAK da TANIR. Bir tarafın hakkı, genellikle diğer tarafın ödevidir.
Hakların Kamu Hukuku – Özel Hukuk Ekseninde Sınıflandırılması
Kamu Hakları: Üç Statü Kuramı
Kamu hakları, bireyin DEVLETE karşı konumuna göre üçe ayrılır. Bu sınıflandırma (statü kuramı), Ünite 8'de (Temel Hak ve Ödevler) işlenecek 1982 Anayasası'nın hak sistematiğinin TEMELİDİR — bu yüzden burada iyi kavranmalıdır.
Özel Haklar: Mutlak Hak – Nispi Hak Ayrımı
Hakların Kazanılması ve Kaybedilmesi
- Aslen kazanma: Bir hakkın, başkasından DEVRALINMADAN, doğrudan kişinin şahsında doğmasıdır (örn. sahipsiz bir malı ilk kez ele geçirme).
- Devren kazanma: Bir hakkın, başka bir kişiden DEVİR yoluyla (satış, bağış, miras gibi) kazanılmasıdır.
- Haklar; sürenin dolması (zamanaşımı), hak sahibinin ölümü, feragat (haktan vazgeçme) gibi sebeplerle kaybedilebilir.
- “Devletten kaçınma isteriz” → NEGATİF statü (kişi hakları).
- “Devletten hizmet isteriz” → POZİTİF statü (sosyal-ekonomik haklar).
- “Devlet yönetimine katılırız” → AKTİF statü (siyasi haklar).
- “Herkese karşı ileri sürülür” → MUTLAK hak.
- “Sadece borçluya karşı ileri sürülür” → NİSPİ hak.
Ek Terimler ve Ayrıntılar
Kamu Haklarının Üç Grubunda Hangi Hak Nerede Yer Alır
Kamu hakları, kişinin devletle olan ilişkisindeki yetkilerini kapsar ve hak listeleri sınavda örneklerle sorulur. Üç grubun her birine düşen başlıca haklar şöyle eşleştirilir:
- Kişi hakları (maddi ve manevi varlığa ilişkin): kişi dokunulmazlığı, konut dokunulmazlığı, din ve vicdan hürriyeti, haberleşme hürriyeti ve özel hayatın gizliliği. Bunların ortak paydası, devletin bireyin kişisel alanına girmemesidir.
- Sosyal ve ekonomik haklar: eğitim ve öğrenim hakkı, ücrette adaletin sağlanması, dinlenme, grev ve lokavt hakları ile çalışma hakkı. Burada devletten, kişinin sosyal ve ekonomik hayatını güvenceye alacak aktif bir düzenleme beklenir.
- Siyasi haklar: seçme ve seçilme, siyasi parti kurma ve üye olma, dilekçe hakkı, bilgi edinme hakkı ve vatandaşlıkla ilgili haklar; kamu görevlileri için ayrıca kanunla belirlenen mal bildirimi yükümü de bu başlık altında anılır.
Ayni Hak Örnekleri ve Yakın Kavramlar
Ayni haklar, eşya üzerinde sahibine geniş yetki veren ve herkese karşı ileri sürülebilen haklardır. Bu grubun içinde farklı yoğunlukta yetkiler tanıyan çeşitli haklar bulunur ve bunların tanımları birbirine yakın olduğu için sık karıştırılır.
- Mülkiyet hakkı: sahibine eşya üzerinde kullanma, yararlanma ve tasarrufta bulunma yetkilerini tam olarak veren mutlak bir haktır; bu yönüyle ayni hakların en geniş olanıdır.
- İntifa hakkı: sahibine eşyadan yararlanma ve kullanma imkânının yanında eşyayı yönetme yetkisini de verir. Mülkiyet başkasında kalırken kullanma yetkisinin başkasına geçmesini sağlar.
- İrtifak hakkı: hak sahibine eşyadan yararlanma ve kullanma imkânı tanıyan, çoğu kez daha sınırlı bir haktır; bir taşınmaza geçiş ya da su alma yetkisi gibi.
- Telif hakkı: kişinin ürettiği fikri eserler üzerinde hukuk düzeninin tanıdığı mutlak haktır; herkese karşı ileri sürülebildiği için ayni hak değil ama mutlak haktır.
- Velayet ve vesayet hakları: ana babanın ergin olmayan çocukları üzerindeki koruma ve temsil yetkisi velayet, ana babası olmayan küçüklerle kısıtlıların korunması için mahkemece atanan kişilerin yetkisi vesayettir.
Ayrım için basit bir ölçüt yeterlidir: mülkiyet eşyanın kendisine, intifa hakkı eşyanın kullanma ve yönetimine, irtifak hakkı ise belirli bir yararlanma yoluna odaklanır. Soruda “yönetme yetkisi” geçiyorsa intifa, yalnızca “yararlanma ve kullanma” geçiyorsa irtifak akla gelmelidir.
Vesayet Organları ve Kayyum
Vesayet, korunmaya muhtaç kişilerin hakları ve malvarlıkları bakımından bir vasi tarafından temsil edilmesini sağlayan koruma düzenidir. Vesayet organları üçe ayrılır: vesayet daireleri (vesayet makamı olan sulh hukuk mahkemesi ve denetim makamı olan asliye hukuk mahkemesi), vasiler ve kayyumlar. Vasi, vesayet altındakinin kişiliğini ve malvarlığını korumakla, onu hukuki işlemlerde temsil etmekle görevlidir. Kayyum ise belirli bir işi görmek ya da malvarlığını yönetmek için atanan kişidir. Burada dikkat edilmesi gereken fark, vasinin genel, kayyumun ise belirli bir iş için görevlendirilmesidir.
Yenilik Doğuran Hak Örneklerinden Üçü
Yenilik doğuran hakların üç klasik örneği taşınmaz satışlarında karşımıza çıkar ve üçü de kurucu yenilik doğuran hak sayılır; çünkü hak sahibi tek taraflı irade beyanıyla yeni bir satış ilişkisi kurar.
- Alım (iştira) hakkı: hak sahibine, bir malı belirli koşullarla tek taraflı bildirimle satın alabilme imkânı verir; karşı tarafın “evet” demesi gerekmez.
- Önalım (şufa) hakkı: bir taşınmazın üçüncü bir kişiye satılması hâlinde, hak sahibinin aynı şartlarla alıcı olabilmesini sağlar (örneğin paydaşın, ortağının payını satın alan kişinin önüne geçebilmesi).
- Geri alım (vefa) hakkı: sattığı malı, daha sonra tek taraflı bildirimle satıcının yeniden satın alabilmesini sağlar.
Bu üç hakkı ayırmanın en kolay yolu, alıcının kim olduğuna bakmaktır: alım hakkında hak sahibi mal henüz satılmadan önce alıcı olabilir, önalım hakkında mal bir üçüncü kişiye satıldığında araya girer, geri alım hakkında ise satıcı malı yeniden edinir. Yenilik doğuran hakların yalnızca kanunda ya da sözleşmede öngörüldüğü durumlarda kullanılabileceğini unutmamak gerekir.
İspat Yükü, Karine ve Delil Kavramları
Medeni hukukta, bir hakkın varlığını iddia eden kişi bu hakkı ispatlamakla yükümlüdür; buna ispat yükü denir. İddiasını bir karineye dayandıran kişi ise ispat yükünden kurtulur; çünkü karinenin varlığı hâlinde iddianın doğru olmadığını karşı taraf ispatlamak zorundadır.
- Karine: bilinen bir olgudan bilinmeyen bir olgunun çıkarılmasıdır; ölüm karinesi bunun bir örneğidir.
- Adi karine: aksi ispat edilebilen karinelerdir; ölüm karinesi ve birlikte ölüm karinesi bu türdendir.
- Kesin karine: aksinin ispat edilemediği karinelerdir; kanunun kesin sonuç bağladığı durumlar.
- Delil: bir olayın varlığını ya da yokluğunu ispata yarayan araçtır; tanık, belge, bilirkişi raporu gibi.
- Resmî sicil ve resmî senet: nüfus kütüğü, ticaret sicili, tapu sicili, evlenme sicili, gemi sicili gibi devlet memurlarının tuttuğu sicillerle noter gibi yetkili makamların düzenlediği yazılı belgeler bu gruba girer ve içeriği ispat açısından güçlü kabul edilir.
İnkâr, İtiraz ve Def'i: Üç Savunma Biçimi
Bir hakkın ileri sürülmesine karşı verilen cevaplar üç ayrı adla anılır ve sınavda tanımlarıyla eşleştirilir. İnkâr, karşı tarafın iddiasını kabul etmemektir; örneğin “ben sana borçlanmadım” demek gibi. İtiraz, bir hakkın doğumuna engel olan ya da o hakkı sona erdiren bir olguya dayanmaktır. Def'i ise borçlunun, hukuka uygun bir nedenle borcunu yerine getirmekten kaçınabilmesine olanak veren haktır; zamanaşımı def'i bunun tipik örneğidir. Basit bir ayırt edici ipucu olarak: “hiç olmadı” diyen inkâr, “oldu ama artık geçerli değil” diyen itiraz, “geçerli ama ödemeyeceğim çünkü hakkım var” diyen def'idir.
Kişiliği Koruyan Davalar
Kişilik haklarına yapılan saldırılara karşı hukuk, aşamaya göre değişen dört farklı dava öngörür. Bu davalar, saldırının o anki durumuna göre seçilir ve tek başına yetmedikleri için birlikte de açılabilir.
- Tespit davası: saldırı sona ermiş olmasına rağmen kişilik haklarını zedeleyen etkisi sürüyorsa, saldırının hukuka aykırı olduğunun mahkemece tespitini sağlar; örneğin çıkan haberin hâlâ kamuoyunda tartışılıyor olması hâlinde.
- Saldırıya son verilmesi (men) davası: saldırı hâlâ devam ediyorsa, durdurulmasını amaçlar; örneğin izinsiz kullanılan bir fotoğrafın reklamda kullanılmaya devam etmesi durumunda.
- Önleme davası: henüz gerçekleşmemiş ama yakında gerçekleşeceği anlaşılan saldırıyı engellemeyi amaçlar; yayımlanacağı önceden duyurulan haberi önlemek gibi.
- Tazminat davası: saldırı sonucu doğan maddi ya da manevi zararın giderilmesini sağlar. Diğer davalar kişiye yalnızca durumu korur; zararını ise tazminat ile alır.
İhkak-ı Hak Yasağı ve Savunma Hakkı
Kişinin, devlet organlarının yardımını beklemeden kendi hakkını elde etmeye çalışmasına ihkak-ı hak denir. Hukuk düzeni kural olarak buna izin vermez; çünkü herkes hakkını kendi elinden almaya kalkarsa toplumsal düzen bozulur. Bunun istisnaları meşru müdafaa (haklı savunma), zaruret hâli (ıztırar hâli, zorda kalma) ve kuvvet kullanmadır. Kuvvet kullanma, kişinin zilyetliğine yapılan saldırıyı bizzat savuşturmasıdır ve bu yola savunma hakkı adı da verilir; bu yolun kullanılabilmesi, hakkın kaybolma tehlikesinin bulunmasına ve devletin yetkili makamlarına başvurmanın o anda mümkün olmamasına bağlıdır.
Tüzel Kişiler: Hak Öznesi Olan İnsan Dışı Varlıklar
Tüzel kişiler, belirli bir amacı gerçekleştirmek üzere örgütlenmiş, bağımsız bir varlık olarak hak ve borçlara sahip olabilen kişi ve mal topluluklarıdır. Tüzel kişiler kuruluş sistemine uygun olarak hak ehliyetine kurulduklarında kavuşur ve bu ehliyet onlara hak kazanma ve borç altına girme yeteneği verir. Fiil ehliyetini ise zorunlu organlarını oluşturdukları anda kazanırlar. Çünkü tüzel kişi ancak organları aracılığıyla iradesini açıklayabilir.
Tüzel kişiler kamu hukuku ve özel hukuk tüzel kişileri olmak üzere ikiye ayrılır ve her iki grupta da kişi topluluğu ve mal topluluğu şeklinde iki tür bulunur. Özel hukuk tüzel kişilerinde kişi toplulukları dernekler ve şirketlerdir, mal topluluğu ise vakıflardır. Kamu hukukunda kişi topluluğu olarak devlet ve mahallî idareler (il özel idaresi, belediye ve köy), mal topluluğu olarak ise kamu kurumları (üniversiteler, kamu yayın kuruluşları, sınav ve yükseköğretim kurulları ile sosyal güvenlik kurumu gibi) yer alır.
- Dernek: kazanç paylaşma amacı gütmeyen, ortak bir amacı gerçekleştirmek için en az yedi kişi tarafından kurulan kişi topluluğudur; kuruluşu için önceden izin gerekmez. Zorunlu organları genel kurul, yönetim kurulu ve denetim kuruludur; yönetim kurulu en az beş asıl ve beş yedek üyeden oluşur ve bu sayıya ulaşılamaması dernek tüzüğünde infisah nedeni olarak düzenlenir.
- Şirket: iktisadi amaç ya da kazanç paylaşma amacıyla kurulan kişi topluluğu niteliğindeki tüzel kişidir; ticaret siciline tescille kurulur.
- Vakıf: gelir getirmeyi hedeflemeyen, önceden belirlenmiş bir amaca hizmet etmesi için kurucularının bazı mallarını ayırmasıyla doğan mal topluluğudur; mahkemeler siciline tescille kurulur ve zorunlu organı yönetim kuruludur.
Tüzel kişiliğin sona ermesi iki yolla gerçekleşir. İnfisah (dağılma), tüzel kişinin kendiliğinden sona ermesidir; amacını gerçekleştirmesi, aciz hâle düşmesi, süresinin dolması, kuruluş şartlarını ve amacını kaybetmesi, yönetim kurulunun kurulamaz hâle gelmesi, ilk genel kurul toplantısını yapamaması ve üst üste iki olağan genel kurul toplantısının yapılmaması derneklerde infisah nedenleri arasında sayılır. Fesih (dağıtılma) ise mahkeme kararıyla olur: kanunların emredici hükümlerine uymama ve amacın hukuka ya da ahlaka aykırı hâle gelmesi bu yolun sebepleridir. Derneklerde ayrıca genel kurul, üye tam sayısının üçte ikisiyle toplanıp toplantıya katılanların üçte ikisinin oyuyla dernek kendisini feshedebilir.
Erginlik, Kısıtlılık ve Vasiyet İçin Tamamlayıcı Notlar
Normal ergin olma on sekiz yaşın tamamlanmasıyla gerçekleşir; bundan önce ergin sayılmanın iki yolu (evlenme ve mahkeme kararı) bir arada “erken erginlik” adıyla anılır. Kısıtlılıkta ise özgürlüğü bağlayıcı ceza ayrıca önem taşır: kesinleşmiş bir hapis cezasını çekmek üzere ceza infaz kurumunda bulunan ergin kişi yalnızca kendi isteğiyle kısıtlanabilir veya kendisine kayyım atanır. Bu nedenle mahkûmiyet tek başına otomatik kısıtlılık doğurmaz; ancak beş yıl ya da daha uzun süreli kesinleşmiş hapis cezasına çarptırılan ergin, kendi isteği olmasa bile kişiliği ve malvarlığının korunması gerekli görülürse kısıtlanabilir. Bu fark, kısıtlılık sebeplerinin sayıldığı sorularda süre ölçütünün neden değiştiğini açıklar.
Vasiyetname düzenleyebilmek için ergin olmak gerekmez; on beş yaşını doldurmuş ve ayırt etme gücüne sahip kişi vasiyet yapabilir. Ehliyette yaş sınırlarının farklı işlemler için farklı belirlendiğini göstermesi bakımından bu bilgi, kazai rüşt ve evlenme erginliği rakamlarıyla birlikte hatırlanmalıdır.
Yerleşim Yeri (İkametgâh) ve Türleri
Kişinin devamlı kalmak amacıyla bulunduğu mekân, hukuk dilinde yerleşim yeri (ikametgâh) sayılır. Yerleşim yeri konusunda iki ilke geçerlidir: herkesin mutlaka bir yerleşim yerinin bulunması (zorunluluk) ve aynı anda birden fazla yerleşim yerinin olamaması (teklik). Medeni Kanun üç tür yerleşim yerini kabul eder.
- İradi yerleşim yeri: kişinin kendi iradesiyle seçtiği yerdir; kendi isteğiyle taşındığı şehirde ev tutması buna örnektir.
- İtibari yerleşim yeri: kişinin sürekli kalma niyetiyle yerleşmediği ama Medeni Kanun'un onu yerleşim yeri saydığı yerdir; yeni atandığı şehirde henüz ev bulamayıp otelde kalan memur örneği gibi.
- Yasal yerleşim yeri: kanunun belirlediği yerdir; velayet altındaki çocukların yerleşim yeri, ana babanın yerleşim yeridir (ana baba ayrı yerde yaşıyorsa çocuğun bakımını üstlenen ebeveynin yeri). Vesayet altındakilerin yerleşim yeri ise vesayet makamının bulunduğu yerdir; başka bir deyişle sulh hukuk mahkemesinin bulunduğu yerdir.
Borç İlişkisi: Alacaklı, Borçlu, Edim
Borçlar hukuku, iki kişi arasında oluşan borç ilişkisini düzenler. Bu ilişkinin üç unsuru vardır: karşı tarafa bir şey yapma, verme ya da yapmaktan kaçınma konusunda talep hakkı olan alacaklı, bu talebi yerine getirmekle yükümlü borçlu ve alacaklının talep ettiği, borçlunun yerine getirmekle yükümlü olduğu davranış olan edim. Bir arkadaşından alınan ödünç para örneğinde arkadaş alacaklı, parayı alan borçlu, borcun ödenmesi ise edimdir.
Borcun Doğduğu Kaynaklar
- Hukuki işlemler (sözleşmeler): bir sözleşmenin kurulması için karşılıklı ve birbirine uygun iki irade açıklaması gerekir; bunlardan biri öneri anlamına gelen icap, diğeri kabuldür.
- Haksız fiil: hukukun izin vermediği, zarar verici eylemlerdir. Sorumluluğun doğması için hukuka aykırılık, kusur, zarar ve illiyet (nedensellik) bağı unsurlarının birlikte bulunması gerekir.
- Sebepsiz zenginleşme: bir kimsenin malvarlığının haklı bir sebep olmaksızın diğerinin malvarlığı aleyhine artması demektir. Unsurları zenginleşme, fakirleşme, haklı sebebin bulunmaması ve illiyet bağıdır.
Borçlar Hukukuna Hâkim İlkeler
- Nispilik (bağıl etki) ilkesi: borç ilişkisinden doğan haklar yalnızca ilişkinin tarafı olan kişileri bağlar, üçüncü kişileri bağlamaz.
- İrade özgürlüğü: kişiler, hukukun düzenlemediği ya da emredici olmayan alanlarda ilişkilerini diledikleri gibi biçimlendirebilir.
- Dürüstlük ilkesi: alacaklı da borçlu da hakkını kullanırken ve borcunu yerine getirirken doğru ve dürüst bir kişi gibi davranmalıdır.
- Kusurlu sorumluluk: kişi, verdiği zarardan ancak kusurlu ise sorumlu tutulabilir.
- Üçüncü kişi aleyhine borç kurulamaması: hiç kimse kendi iradesi dışında bir hukuki işlemle borç altına sokulamaz.
- İvaz (karşılıklılık): borç ilişkisinde karşılıklılık esastır; satıcı sattığı şeyin borçlusu ise semenin alacaklısıdır.
- İfa yeri: borcun nerede ifa edileceği, kanun ve tarafların anlaşması bulunmadıkça borçlunun yerleşim yeri kabul edilir; ancak para borçlarında Borçlar Kanunu alacaklının yerleşim yerini esas aldığı için bu ilke “genel kural” diye sorulur.
Tek Tarafa ve İki Tarafa Borç Yükleyen Sözleşmeler
Sözleşmede iki taraf da bulunsa borç yüklenilen taraf sayısı değişebilir. Bağışlama sözleşmesi tek tarafa borç yükleyen sözleşmelere örnektir: yalnızca bağışlayan bir şey vermeyi taahhüt eder. Satış ya da kira sözleşmesi ise iki tarafa borç yükleyen sözleşmedir; satıcı malı teslim etmekle, alıcı bedeli ödemekle yükümlüdür ve her biri diğerinin hem alacaklısı hem borçlusu olur.
Borcun Sona Ermesi
- İfa: borcun konusu olan edimin borçlu tarafından alacaklıya karşı yerine getirilmesi ve borcun bu suretle sona ermesidir.
- İbra: alacaklının alacağından vazgeçmesidir; bağış gibi karşılıksız bir işlemdir.
- Yenileme (tecdit): eski borcun yerine yeni bir borç doğurularak eskisinin sona erdirilmesidir.
- Kusursuz imkânsızlık: borçlunun kusuru olmaksızın (mücbir sebep, alacaklının kusuru gibi) edimin ifasının sonradan imkânsızlaşmasıdır; borç ortadan kalkar. Örneğin satılan antika bir vazonun teslim edilmeden önce teslim alanın kusuruyla kırılması bu hükme örnektir. Borçlunun kusurundaki imkânsızlık ise ifa etmeme (ademi ifa) sayılır ve tazminata yol açar.
- Alacaklı ve borçlu sıfatının birleşmesi: aynı kişide hem alacaklı hem borçlu sıfatının toplanmasıdır; örneğin borçlunun alacaklıya mirasçı olması.
- Takas: karşılıklı iki kişinin birbirinin hem alacaklısı hem borçlusu olduğu durumda, her birinin diğerinin borcuna karşılık alacağından vazgeçerek borçtan kurtulmasıdır. Şartları: borçların karşılıklı olması, benzer (aynı cinsten) olması, muaccel (ödeme günü gelmiş) olması ve takas beyanında bulunulmuş olmasıdır.
Kişiye Sıkı Sıkıya Bağlı Hakların Geniş Listesi
Devredilemeyen ve mirasçılara geçmeyen haklar yalnızca nafaka, boşanma davası açma ve soybağının reddi ile sınırlı değildir; küçüğün ergin kılınmasını isteme hakkı, nişanı bozma hakkı ve sınırlı ayni haklardan oturma hakkı da bu gruptadır. Bu hakların ortak yönü, sahibinin kişisel durumuna ve aile ya da güven ilişkisine sıkı biçimde bağlı olmasıdır; başka birinin bu hakkı kullanması ya da hak sahibinin ölümüyle mirasçıya geçmesi hakkın amacına aykırı düşer.
Bu sınıflamada mülkiyet hakkı ile karşılaştırma yapmak öğreticidir: mülkiyet satılabilir ve miras bırakılabilir, oysa oturma hakkı belirli bir kişinin barınma ihtiyacını karşılamak için tanındığından ondan başkasına devredilemez. Aynı şekilde nişanı bozma hakkı da yalnızca nişanlılara ait olup üçüncü kişiye bırakılamaz.