Özel Hakların Farklı Ölçütlerle İncelenmesi
Aşağıdaki ölçütlerin her biri tek başına bir sınıflandırma sunar. Aynı hakkın birden fazla sınıfta yer alması normaldir: örneğin mülkiyet hakkı hem mutlaktır, hem mal varlığına ilişkindir, hem de devredilebilir bir haktır.
Konusuna göre: mal varlığı hakları ve kişilik hakları
Mal varlığı hakları, kişinin ekonomik değeri olan menfaatlerini korur ve para ile ölçülebilir; alacak hakkı ile mülkiyet hakkı ile yayın hakkı bunların başlıca örnekleridir. Kişilik hakları ise kişinin manevi varlığını, yani yaşamını, sağlığını, onurunu, adını ve özel yaşamını korur. Kişilik hakları miras yoluyla geçmez; çünkü kişiye özgüdür ve kişi öldüğünde sona erer.
Devredilebilme ölçütü
Devredilebilen haklar, sahibi tarafından başkalarına aktarılabilen ve mirasçılara geçebilen haklardır; mülkiyet hakkı bunların başında gelir. Devredilemeyen haklar ise yalnızca hak sahibine bağlı olduğu için ne başkasına aktarılabilir ne de mirasçılara geçer. Bunlara "kişiye sıkı sıkıya bağlı haklar" denir: nafaka, eşin boşanma davası açma hakkı, soybağının reddi davası bunlar arasındadır. Kişiye bağlı hakları ayırt etmenin en kısa yolu, hakkın sahibine duyulan kişisel güvene ya da ailevi ilişkiye dayanıp dayanmadığına bakmaktır.
Amaç ölçütü: yenilik doğuran ve alelade haklar
Yenilik doğuran haklar, kullanıldığında karşı tarafın rızası aranmadan hukuki durumu yeniden şekillendirir: sahibi yalnızca kendi beyanıyla ya yeni bir ilişki doğurur, ya var olanı başka biçime sokar, ya da bitirir. Üç türü vardır: mevcut bir ilişkiden bağımsız yeni bir hukuki durum kuran kurucu haklar (bir taşınmazı satın alma imkânı tanıyan opsiyon hakkı gibi), mevcut ilişkinin koşullarını değiştiren değiştirici haklar (sözleşmede öngörülen teslim tarihini yetkiye dayanarak öne çekme gibi) ve mevcut ilişkiyi sona erdiren bozucu haklar (sözleşmeyi feshetme gibi). Bunların dışında, kullanılmasıyla yeni bir hukuki durum meydana getirmeyen haklara alelade haklar denir; velayet hakkı ile mülkiyet hakkının kullanılması gibi örnekler bu gruba girer.
Örnek 1 — Durum: Bir kiracı, sözleşmede yazılı süre dolmadan, sözleşmenin sona ermesini sağlayan bir bildirimi yalnızca kendi iradesiyle mal sahibine gönderiyor.
Kural/kavram: Tek taraflı irade açıklamasıyla var olan hukuki ilişkiyi ortadan kaldırıyor: bozucu yenilik doğuran hak.
Sonuç: Karşı tarafın rızasına gerek yoktur; şartlar yasal olarak gerçekleşmişse sözleşme sona erer.
Örnek 2 — Durum: Bir kişi, komşusunun satışa çıkardığı bahçeyi belirli bir fiyattan alma imkânı tanıyan bir sözleşmeye sahip ve kararını bildirdiğinde satış gerçekleşiyor.
Kural/kavram: Tek taraflı irade beyanıyla yeni bir hukuki durum (satım) doğuruyor: kurucu yenilik doğuran hak.
Sonuç: Bu hak kullanıldığında bahçenin mülkiyeti için yeni bir hukuki ilişki kurulur.
Örnek 3 — Durum: Bir kişi öldüğünde arkasında bir arsa ve eski eşinden aldığı nafaka alacağı bırakıyor; çocukları arsaya sahip çıkabiliyor ama nafaka hakkını devralamıyor.
Kural/kavram: Mülkiyet devredilebilen ve mirasçılara geçen bir haktır; nafaka ise kişiye sıkı sıkıya bağlı bir hak olduğundan miras yoluyla geçmez.
Sonuç: Aynı ölüm olayı iki ayrı hakkı farklı biçimde etkiler; hakların devredilebilme özelliği belirleyicidir.
Hakların Doğuşu ve Kişiye Bağlanma Yolu
Bir hakkın doğması için hukukun ilişkiyle ilgili bir olayı sonuca bağlaması gerekir. Bu olaylar üç türde toplanır. Hukuki olay, insanın iradesi dışında gerçekleşen ve hukuki sonuç doğuran olaydır; doğum, ölüm, zamanın geçmesi örnek gösterilir. Hukuki fiil, insan iradesinin ürünü olan ama sonuçları irade ile değil kanunla belirlenen davranışlardır; mesela balık avlayarak avın mülkiyetini kazanmak. Hukuki işlem ise bir ya da daha fazla kişinin, hukuki sonuç doğurmaya yönelik irade açıklamasıdır; satış, hizmet ve kira sözleşmeleri gibi.
Hukuki işlemler tek taraflı ve çok taraflı olarak ikiye ayrılır. Yalnızca bir kişinin irade açıklamasıyla kurulan işlemler (vasiyet ya da bağışlamayı reddetme gibi) tek taraflı; birden fazla kişinin uyuşan iradeleriyle kurulanlar (satış ya da kira sözleşmesi) çok taraflıdır. Bu ayrım, işlemin geçerli olması için karşı tarafın rızasının aranıp aranmayacağını belirler.
Kazanma biçimleri ve eşya üzerinde hâkimiyet
Bir hak, ya başkasından türetilmeksizin doğrudan kişinin elinde doğar (aslen kazanma) ya da bir önceki sahibinden geçerek elde edilir (devren kazanma). Sahipsiz taşınır mallarda aslen kazanmaya sahiplenme, sahipsiz taşınmaz mallarda ise işgal denir. Bir eşya üzerinde fiilî hâkimiyet kurma gücüne de zilyetlik adı verilir; zilyet, mal kendisine ait olmasa bile o malı elinde tutan kişidir.
Örnek 4 — Durum: Sahilde gezen bir çocuk, kimsenin sahip olmadığı bir deniz kabuğunu bulup eve götürüyor; başka bir kişi ise annesinden aldığı kitabı arkadaşına satıyor.
Kural/kavram: Çocuk hakkı başkasından devralmadan, doğrudan kazandığından aslen kazanmadır (sahiplenme); arkadaş ise kitabın mülkiyetini önceki sahibinden devraldığı için devren kazanır.
Sonuç: İlk durumda hak, önceki bir sahibi olmadığından herhangi bir kişiden geçmez; ikinci durumda hak, önceki sahibinden geçer.
Hakların Kullanılması: Dürüstlük Sınırı
Dürüstlük kuralından türeyen iki önemli ilke daha vardır. Birincisi ahde vefa ilkesidir: sözleşme yapıldıktan sonra şartlar ne kadar değişirse değişsin, kural olarak sözleşme verilen sözle yerine getirilir. İkincisi ise emprevizyon (öngörülemezlik) kuramıdır: sözleşme yapıldıktan sonra kimsenin öngöremediği olağanüstü bir değişiklik borcun ifasını bir tarafa çok ağırlaştırırsa, hâkim sözleşmeyi yeni şartlara uyarlayabilir; bu mümkün değilse sözleşmenin feshi yoluna gidilebilir. Borçlar Kanunu'nda "aşırı ifa güçlüğü" olarak düzenlenen bu durum, ahde vefanın istisnasıdır ve yalnızca gerçekten olağanüstü, öngörülmesi imkânsız gelişmelerde uygulanır.
Örnek 5 — Durum: Bir bahçe sahibi, kendi bahçesine kimsenin yararına olmayan çok yüksek bir çıta çakıyor ve amacı komşusunun evinin güneş görmesini engellemek.
Kural/kavram: Kişi mülkiyet hakkını kullanmaktadır ama tek amacı başkasına zarar vermek olduğundan hakkını kötüye kullanmaktadır.
Sonuç: Hukuk düzeni bu tür kullanımı korumaz; mahkeme hakkın bu biçimde kullanılmasını engelleyebilir.
Örnek 6 — Durum: Bir müteahhit, üç yıl önce sabit fiyatla konut yapmayı taahhüt etmiş; ancak sonradan çıkan olağanüstü bir ekonomik kriz malzeme fiyatlarını kat kat artırmıştır.
Kural/kavram: Şartlarda öngörülemez ve aşırı bir değişiklik olmuştur: emprevizyon (aşırı ifa güçlüğü). Kural ahde vefa olsa da uyarlama yolu açıktır.
Sonuç: Müteahhit hâkimden sözleşmenin yeni şartlara uyarlanmasını, mümkün olmazsa feshini isteyebilir; sıradan fiyat oynamaları için bu yola gidilemez.
Hakkın korunması
Bir hakkın yalnızca bulunması yetmez, gerektiğinde zorla da yerine getirilebilmesi gerekir. Hukuk düzeni bunun için üç yol sunar. İlki, mahkemeye başvurup hakkın tanınmasını isteme yetkisi olan dava hakkıdır. İkincisi, hak sahibinin borçluya sözlü ya da yazılı olarak hakkını hatırlatıp yerine getirmesini istemesi olan talep hakkıdır. Üçüncüsü, borçlu yükümlülüğünü yerine getirmediğinde devletin icra organlarıyla borcun zorla ödetilmesini sağlayan cebri icradır. Kişi, hukuk düzeninin yardımını beklemeden hakkını korumak zorunda kalırsa; meşru müdafaa, zaruret hâli ve kuvvet kullanma yollarından birine başvurabilir.
Örnek 7 — Durum: Bir kişi, eve girmeye çalışan hırsıza karşı kapıya dayanıp içeri girmesini engelliyor ve hırsız yaralanıyor.
Kural/kavram: Haksız ve halen süren saldırıya karşı orantılı savunma: meşru müdafaa.
Sonuç: Savunma orantılı olduğu sürece hukuka uygundur; orantı aşılırsa sorumluluk doğabilir.
Örnek 8 — Durum: Bir yolcu, önünde canavar bir köpeğin saldırdığı kişiyi kurtarmak için komşunun kilitli bahçe kapısını kırarak içeri girip köpekten kurtuluyor.
Kural/kavram: Hayatî tehlikeyi savuşturmak için başkasının malına zarar vermek: zaruret hâli.
Sonuç: Zaruret hâlinde zarar doğan mal sahibinin zararı, hâkimin takdiriyle tazmin edilir.
Fiil Ehliyeti: Hakları Kendi İradesiyle Kullanabilme Gücü
Fiil ehliyetine sahip olabilmek için üç şartın birlikte gerçekleşmesi gerekir: ayırt etme gücü, ergin olma ve kısıtlı olmama. Bu üç şart, ehliyeti tam olanı diğer üç gruptan ayıran ölçütlerdir; herhangi birinin eksikliği kişiyi ya sınırlı ehliyetsiz ya da tam ehliyetsiz kılar.
Ayırt etme gücü
Kişinin olayları değerlendirip mantıklı hareket edebilmesine ayırt etme gücü denir. Bu gücü Medeni Kanun'a göre ortadan kaldıran sebepler dört tanedir: yaş küçüklüğü, akıl hastalığı, akıl zayıflığı ve sarhoşluk. Örneğin çok küçük bir çocuk ya da ağır sarhoşluk hâlindeki bir kişi yaptığı işlemin sonuçlarını kavrayamayacağı için o anlık ayırt etme gücüne sahip sayılmaz.
Erginlik
Kanunun aradığı yaş sınırına ulaşmış olmak demek olan erginlik normal olarak on sekiz yaşın doldurulmasıyla başlar. Bundan önce ergin olmanın iki istisnası vardır: evlenme yoluyla ve mahkeme kararıyla (kazai rüşt). Evlenme yoluyla ergin olmada, kural olarak on yedi yaşını tamamlayan kişi ana babasının izniyle evlenebilir. Olağanüstü durumlarda ve çok önemli bir sebep varsa hâkim, on altı yaşını bitirmiş kişinin evlenmesine izin verebilir. Mahkeme kararıyla ergin kılınma ise on beş yaşını doldurmuş küçüğün kendi isteği, menfaatinin bulunması, ana babasının ya da vasisinin rızası ve mahkeme kararı gibi şartlara bağlıdır. Kararla ergin sayılan kişinin yaşı büyümüş kabul edilmez; yalnızca hukuki işlem yapma ehliyeti kazanılır, ceza ehliyeti gibi yaşa bağlı başka konular değişmez.
Kısıtlı olmamak
Kısıtlama, kanunda gösterilen bir sebebin varlığında bir kişinin fiil ehliyetinin mahkeme kararıyla sınırlandırılması ya da tamamen kaldırılmasıdır. Kısıtlılık sebepleri arasında akıl hastalığı ve akıl zayıflığı, savurganlık, kötü yaşam tarzı, kötü yönetim, alkol ya da uyuşturucu bağımlılığı sayılır; hapis cezası çekmek ise artık tek başına kısıtlama sebebi değildir. Yaşlılık, sakatlık, ağır hastalık ve deneyimsizlik gibi sebepler ise kişinin kendi isteğine bağlı olarak kısıtlanmasına yol açar; yani ergin kişi kendisi başvurmadıkça bunlar yüzünden kısıtlanamaz. Kesinleşmiş hapis cezasını çekmek üzere ceza infaz kurumunda bulunan ergin kişi yalnızca kendi isteğiyle kısıtlanabilir; toplam beş yıl ya da daha uzun süreli kesinleşmiş hapis cezasında ise kişiliğinin veya malvarlığının korunması gerekiyorsa vesayet makamı kısıtlama kararı verebilir.
Fiil ehliyeti bakımından dört grup
Malvarlığını doğrudan tehlikeye atan bazı işlemlerde kanun daha sıkı davranır: yasal temsilci, küçük ya da kısıtlı adına kefil olamaz, vakıf kuramaz ve olağan hediyeler dışında bağışta bulunamaz. Bu nedenle bağış, kefalet ve vakıf kurma gibi işlemlerde temsilcinin rızası tek başına koruma sağlamaz; hâkim izni ise yalnızca kanunda özel olarak öngörülen hâllerde aranır.
Örnek 9 — Durum: On beş yaşındaki bir genç, ana babasının bilgisi olmadan bir arkadaşının borcuna kefil oluyor.
Kural/kavram: Genç ayırt etme gücüne sahip ama ergin değildir: sınırlı ehliyetsizdir. Kefil olmak, malvarlığını doğrudan tehlikeye atan ve temsilci eliyle de yapılamayan işlemlerdendir.
Sonuç: İşlem ana babanın onayı olmadığından geçerli değildir; genç bu işlemle bağlanmaz.
Örnek 10 — Durum: Yedi yaşındaki bir çocuğa amcası doğum günü hediyesi olarak bir bisiklet veriyor; çocuk bunu ana babasına danışmadan kabul ediyor.
Kural/kavram: Karşılıksız kazanım sağlayan ve borç doğurmayan işlem: sınırlı ehliyetsiz kişi de izinsiz yapabileceği işlemlerdendir.
Sonuç: İşlem geçerlidir; çünkü çocuk kendisini borç altına sokmamış, yalnızca hak kazanmıştır.
Örnek 11 — Durum: Kırk yaşında akıl hastalığı sebebiyle mahkemece kısıtlanmış bir kişi, kendi başına bir satış sözleşmesi imzalıyor.
Kural/kavram: Kısıtlılık nedeniyle fiil ehliyeti yoktur ve temsilcisi olan vasi devreye girer: sözleşme geçersizdir.
Sonuç: Ayırt etme gücünü yitirmiş bir akıl hastası tam ehliyetsizdir; bu yüzden işlem, geçerli sayılabilmesi için vasisi tarafından yapılmadıkça hüküm doğurmaz.
Velayet, vesayet ve yasal temsilciler
Ana babanın ergin olmayan çocukları üzerindeki hak ve yükümlülüklerine velayet denir; evlilik devam ettiği sürece ana baba velayeti birlikte kullanır; evlilik dışı doğan çocuğun velayeti anneye aittir; ana ve babanın boşanması hâlinde velayetin kime bırakılacağını ise hâkim çocuğun yararına göre belirler. Velayet altında bulunmayan küçükler ve kısıtlılar ise vesayet altındadır: vasi, kişiliğinin ve malvarlığının korunması bakımından onları temsil eden kişidir. Belirli bir işi görmek ya da mal varlığını yönetmek için atanan kişiye ise kayyum denir. Bunlar ayırt etme gücünden yoksun olanların yerine iş gören yasal temsilcilerdir.
Sınırlı Ehliyetlilerde Danışman Onayı İstenen İşlemler
Kendisine yasal danışman atanan kişi ayırt etme gücüne sahip, ergin ve kısıtlı olmayan biridir; günlük ve küçük ekonomik işlerini kendisi yapar. Ancak malvarlığını önemli ölçüde etkileyebilecek belli işlemleri, danışmanın onayı olmadan geçerli biçimde yapamaz.
Danışman onayı gerektiren işlemler şöyle sayılır: dava açmak ve sulh olmak, taşınmaz mal almak ya da satmak, taşınmaz üzerinde rehin veya başka sınırlı ayni hak kurmak, kıymetli evrak alım satımı yapmak, olağan yönetim sınırlarını aşan yapı işlerine girişmek, ödünç alıp vermek, ana parayı (sermayeyi) tahsil etmek, bağışta bulunmak, kambiyo taahhüdü altına girmek ve kefil olmak. Bu listedeki işlemlerin ortak yanı, kişinin varlığında kalıcı bir azalmaya yol açabilmeleri ya da ağır bir risk taşımalarıdır; kanun koyucu bu yüzden danışman gözetimini bu noktalarda öngörmüştür.