Boşluk Kavramı: Hukuk Cevapsız Kaldığında
Boşluğun ilk düzeyi, yalnızca yazılı kaynaklara bakılarak ölçülen kanun boşluğudur. Yazılı metinlerde cevap yoksa hâkim ikinci sıradaki kaynağa, yani örf ve âdet hukukuna yönelir. Cevap orada da bulunamıyorsa boşluk artık yazılı ve yazısız bütün kaynakları kapsar ve buna hukuk boşluğu denir. Bu ayrımın önemi, hâkimin yetkisinin sıra sıra genişlemesinde yatar: önce metne, sonra geleneğe, en sonunda kendi hukuk anlayışına dayanır.
Kanun boşluğunun iki kolu
Kural dışı boşluk da kendi içinde ikiye ayrılır. Açık (gerçek) boşluk, çözülmesi gereken olayda hiçbir hükmün bulunmadığı, yani düzenlemenin tamamen eksik olduğu durumdur. Örtülü (gerçek olmayan) boşluk ise bir hükmün var göründüğü, fakat o hükmün somut olaya aynen uygulanması hâlinde adaletsiz ya da amaca aykırı bir sonuç doğuracağı durumdur. Örtülü boşlukta hâkim, genel hükmü o olaya uygulamayarak ya da sınırlayarak eksiği tamamlar; açık boşlukta ise hükmün kendisini bulmak zorundadır.
- Hâkim hukuk boşluğu ile açık ve örtülü boşluk hâllerinde hukuk yaratır; kural içi boşlukta takdir yetkisini kullandığı için ayrıca hukuk yaratmış olmaz.
- Yarattığı kural yalnızca o davada geçerlidir: sonraki hâkimleri ve kendisini bağlamaz, ancak yüksek mahkemenin denetimine tabidir.
- Hâkim yarattığı kuralda Anayasa'ya ve kanunlara aykırı davranamaz; boşluğun bulunmadığı yerde yasayı devre dışı bırakması söz konusu olamaz.
- Yaratırken kıyas yapabilir; yani bir hükmün, kanunda yer almayan ama ona benzeyen bir olaya uygulanmasına başvurabilir.
Örnek 1 — Durum: Bir kanun, "mahkeme uygun bir manevi tazminat miktarına hükmeder" demekte, rakam vermemektedir.
Kural/kavram: Kanun koyucu ölçüyü bilerek genel bırakmıştır; bu kural içi boşluktur.
Sonuç: Hâkim olayın ağırlığına ve tarafların durumuna bakarak miktarı takdir eder; bu bir hukuk yaratma değil, yasanın verdiği yetkiyi kullanmadır.
Örnek 2 — Durum: Yasa çıktığında var olmayan bir teknoloji (örneğin sanal para cüzdanları) yüzünden ortaya çıkan alacak uyuşmazlığında hiçbir hüküm yoktur.
Kural/kavram: Yasa koyucu bunu öngörememiştir; kural dışı boşluk, bunun içinde de açık (gerçek) boşluk söz konusudur.
Sonuç: Hâkim önce örf ve âdete bakar; orada da cevap yoksa hukuk boşluğu doğar ve kendisi koyucu olsaydı nasıl kural koyacaksa öyle karar verir.
Örnek 3 — Durum: Kanun, kira sözleşmesinin sona ermesi için yazılı ihtar şartı arar; ancak kiracının kaybolduğu, adresinin hiçbir yolla bulunamadığı bir olayda bu şartın aynen uygulanması ev sahibinin hakkını sonsuza dek bekletecektir.
Kural/kavram: Hüküm vardır ama olaya aynen uygulanması adil değildir: örtülü (gerçek olmayan) boşluk.
Sonuç: Hâkim genel hükmü bu somut olaya uygulamaz, sınırlayarak eksiği giderir.
Hukuk Kurallarının Uygulama Gücüne Göre Çeşitleri
Emredici kuralın karşısında, tarafların iradesine alan bırakan yedek kurallar bulunur. Bunlar iki türdür: tarafların susması hâlinde boşluğu doldurarak sözleşmeyi tamamlayan tamamlayıcı kurallar ve tarafların kullandığı, ancak anlamını açıklamadığı bir ifadenin nasıl anlaşılacağını belirleyen yorumlayıcı kurallar. Ayrıca hiçbir emir ya da yasak içermeyen, yalnızca bir kavramın ne demek olduğunu bildiren tanımlayıcı kurallar vardır. Yorumlayıcı kuralda taraflar bir ifade kullanmış ama anlamı belirsiz bırakmıştır; tamamlayıcı kuralda ise taraflar konuya hiç değinmemiştir. Bu incelik ayırt etmede işe yarar.
Örnek 4 — Durum: Bir kiracı ile ev sahibi, sözleşmeye kira ödemesinin ne zaman yapılacağını yazmamıştır.
Kural/kavram: Taraflar bir konuda susmuştur; kanunun ödeme zamanını gösteren hükmü devreye girer: tamamlayıcı (yedek) kural.
Sonuç: Taraflar aksini yazabilirlerdi; yazmadıkları için yasal hüküm uygulanır.
Örnek 5 — Durum: İki kişi bir hizmet sözleşmesinde çalışma süresini "ay sonuna kadar" diye yazmıştır ama ay sonunun hangi tarih olduğu belirtilmemiştir.
Kural/kavram: İfadeyi kullanmışlar fakat anlamını açıklamamışlardır; kanunun bu ifadenin nasıl anlaşılacağını gösteren hükmü yorumlayıcı kuraldır.
Sonuç: İfade kanundaki anlamıyla (takvim ayının son günü) yorumlanır.
Örnek 6 — Durum: İki kişi, kanunun evlilik için aradığı yaş şartını "aramızda anlaştık" diyerek yok saymaya çalışıyor.
Kural/kavram: Evlenme şartlarına ilişkin hükümler kamu düzeniyle ilgilidir; taraf iradeleriyle değiştirilemez: emredici kural.
Sonuç: Kurala aykırı işlem hükümsüzlükle karşılaşır; taraf iradesi kuralı ortadan kaldıramaz.
Hukuk Sözcüğünün Farklı Yüzleri
Günlük dilde "hukuk" tek bir şeymiş gibi kullanılır, oysa aynı sözcük farklı ölçütlere göre ayrı adlar alır. Her ölçüt farklı bir soruya cevap verir: yürürlükte mi, yazılı mı, ideal mi (zaman ve kaynak ölçütü); kural mı, hak mı (nesne ölçütü); içeriği mi, izlenecek yolu mu düzenliyor (konu ölçütü).
- Pozitif (müspet) hukuk: belirli bir ülkede, belirli bir dönemde fiilen yürürlükte olan hukuktur; yazılı ve yazısız kuralların ikisini birden içerir.
- Mevzu hukuk (mevzuat): yalnızca yetkili merciler tarafından konulmuş ve yürürlükte bulunan yazılı kurallardır. Pozitif hukukun yazılı kısmına denk gelir; Anayasa, kanun, Cumhurbaşkanlığı kararnamesi ve yönetmelik bu gruptadır, örf ve âdet ise değildir.
- İdeal (tabii, doğal) hukuk: toplumun adalet anlayışına göre ulaşılması gereken kurallar bütünüdür; var olanı değil olması gerekeni anlatır.
- Tarihî hukuk: bir zamanlar yürürlükte olup sonradan yürürlükten kalkmış hukuktur; örneğin eski anayasalar.
- Objektif hukuk: hukuku bir kurallar bütünü olarak, yani uyulması gereken düzen olarak ifade eder; subjektif hukuk ise kişiye tanınmış hak ve yetkiyi anlatır.
- Maddi (esasa ilişkin) hukuk: hak ve borçların içeriğini belirler; şekli hukuk ise bu hakların mahkemede nasıl ileri sürüleceği, yargılamanın hangi yolla yürüyeceğini düzenler.
Örnek 7 — Durum: "Bu kanunun ilgili maddesi kimlerin evlenebileceğini söylüyor" cümlesi ile "mülkiyet hakkımı kullanarak arsamı sattım" cümlesinde geçen hukuk sözcüğü karşılaştırılıyor.
Kural/kavram: İlkinde hukuk, uyulacak kurallar bütünüdür (objektif); ikincisinde kişinin sahip olduğu yetkidir (subjektif).
Sonuç: Aynı sözcük iki farklı boyutu ifade eder; sorularda kavram "kural" anlamında kullanılıyorsa objektif, "hak" anlamındaysa subjektif hukuk akla gelmelidir.
Cezaların Çeşitleri
Cezaları dört başlıkta düşünebilirsiniz. Birinci grup, kişinin özgürlüğünü kısıtlayan hapis cezalarıdır: süreli hapis, müebbet hapis ve ağırlaştırılmış müebbet hapis. İkinci grup adli para cezasıdır: mahkeme, en az beş ve en çok yediyüzotuz gün arasında bir gün sayısı belirler, bunu bir günlük tutarla çarpar; günlük tutarın alt ve üst sınırı kanunda yazılıdır ve zaman zaman güncellenir. Üçüncü grup idari para cezasıdır: kabahat denen daha hafif fiillerde, kural olarak mahkeme değil idare tarafından verilir. Dördüncü grup ise disiplin cezalarıdır: belirli bir statüye (memurluk gibi) sahip kişiler için o statünün düzenini korumak amacıyla uygulanır; uyarma, kınama, aylıktan kesme, kademe ilerlemesinin durdurulması ve memuriyetten çıkarma bu gruba girer.
Örnek 8 — Durum: Bir kamu görevlisi, iş yerinde amirine karşı saygısız davrandığı için aylık maaşından kesinti yapılmasıyla karşı karşıya kalıyor.
Kural/kavram: Statüye bağlı düzeni korumaya yönelik, mahkemece değil idarece verilen yaptırım: disiplin cezası (aylıktan kesme).
Sonuç: Bu, Türk Ceza Kanunu'nda sayılan bir ceza türü değil, disiplin hukukuna ait bir yaptırımdır.
Örnek 9 — Durum: Bir işletmeci, belediyenin belirlediği çevre kurallarına uymadığı için belediye encümeninden bir para yaptırımı alıyor.
Kural/kavram: Suç değil kabahat söz konusudur ve karar idarece verilmiştir: idari para cezası.
Sonuç: Mahkeme kararı gerekmez; ancak karara karşı yargı yoluna başvurulabilir.
- Kanun koyucu bilerek bıraktıysa kural içi, bilmeden bıraktıysa kural dışı.
- Hüküm hiç yoksa açık boşluk; hüküm var ama uygulanınca adaletsizse örtülü boşluk.
- Taraflar susmuşsa tamamlayıcı, taraflar bir ifade kullanıp açıklamamışsa yorumlayıcı kural.
- Ceza = devletin özgürlük ya da para bakımından uyguladığı yaptırım; tazminat = zararı giderme.
Hâkimin Hukuk Yaratma Yetkisinin Sınırı: Hangi Dallarda Mümkün?
Hukuk boşluğu ile karşılaşan hâkimin kendi vicdani kanaatine göre kural koyabilmesi her hukuk dalında geçerli bir serbestlik değildir; bu yetki esas olarak kişiler arası eşit ilişkileri düzenleyen özel hukuk alanına aittir. Medeni hukuk, borçlar hukuku ve ticaret hukuku uyuşmazlıklarında kanun ve örf-âdet sessiz kaldığında hâkim, kanun koyucu olsaydı nasıl bir kural getirirdi diye düşünerek davayı çözer.
Anayasa hukuku, vergi hukuku, ceza hukuku ve yargılama hukuku gibi kamu hukuku dallarında ise durum tersidir: devlet ile birey arasındaki ilişkide yetki ve yükümlülükler ancak yazılı kuralla belirlenebildiği için hâkim boşluğu kendi kuralıyla dolduramaz. Bu ayrımın arkasında, kamu gücünün sınırlarının önceden kanunla çizilmesi gerektiği yönündeki hukuk devleti anlayışı yatar; kişinin aleyhine bir yükümlülüğü hâkimin yaratması, kanunilik ilkesiyle bağdaşmaz.
- Eşit taraflı ilişki (özel hukuk) ise boşlukta hâkim kural koyar.
- Devlet üstün taraf (kamu hukuku) ise boşluk hâkimin kural koyma yetkisine değil, kanun koyucunun düzenlemesine bırakılır.
- Hâkimin koyduğu kural sadece o davada geçerlidir ve üst mahkemenin denetimine açıktır.