Kamu Gelirleri ve Verginin Yeri
Vergi, kamu gelirlerinin yalnızca bir parçasıdır. Devlet ve diğer kamu tüzel kişileri; harç, resim, şerefiye, parafiskal gelirler, borçlanma ve mülk gelirleri gibi başka kaynaklardan da yararlanır. Ortak nokta, bunların hepsinin kamu hizmetlerini finanse etmek amacıyla ve kanuna dayanılarak toplanmasıdır. Vergiyi diğerlerinden ayıran özellik ise ödeyen kişiye doğrudan bir karşılık verilmemesidir; harçta ise kişi, bir kamu hizmetinden yararlandığı için ödeme yapar.
Verginin anayasal dayanağı
Bu maddeden üç temel ilke çıkarılır: herkes vergi öder (genellik), yük mali güçle orantılı olmalıdır (adalet) ve vergi kanunla konur (kanunilik). Kanunilik ilkesi, ceza hukukundaki "kanunsuz suç olmaz" anlayışının mali alandaki karşılığı gibidir; her ikisi de bireyi idarenin keyfî davranışına karşı korur.
Verginin dayandığı mali ölçüt
Vergiler, neyin üzerinden alındığına göre üç gruba ayrılır. Gelir üzerinden alınanlar kişinin ya da şirketin kazancını hedefler: gelir vergisi ve kurumlar vergisi. Harcama (gider) üzerinden alınanlar mal ve hizmet alımına bağlıdır: katma değer vergisi ve özel tüketim vergisi. Servet üzerinden alınanlar ise sahip olunan mal varlığını ya da onun el değiştirmesini vergilendirir: emlak vergisi, motorlu taşıtlar vergisi, veraset ve intikal vergisi. Bir kişinin evi için her yıl ödediği emlak vergisi ile arabasının tescili nedeniyle ödediği motorlu taşıtlar vergisi, o kişinin gelirinden bağımsız olarak varlığına bağlı olduğu için aynı grupta düşünülür.
Örnek 1 — Durum: Bir öğretmen, maaşından her ay kesinti yapılan bir vergiyi ödüyor; aynı öğretmen bakkaldan aldığı ekmeğin fiyatına yansıyan bir vergiyi de ödüyor.
Kural/kavram: Maaşından kesilen gelir vergisidir: gelir üzerinden alınır. Ekmeğe yansıyan ise harcama üzerinden alınan vergidir.
Sonuç: Aynı kişi iki ayrı ölçütle iki farklı vergiyi öder; bu yüzden vergiler ödeme anına değil, dayandığı ekonomik değere bakılarak sınıflandırılır.
Örnek 2 — Durum: Bir aile, ölen dededen kalan tarlayı devralıyor ve bu devir nedeniyle bir vergi ödemesi gerekiyor.
Kural/kavram: Malvarlığının miras yoluyla intikali vergiye konu olur: veraset ve intikal vergisi, servet üzerinden alınan vergilerdendir.
Sonuç: Miras bırakanın ölümü bir hukuki olaydır; verginin doğmasına yol açan bu olay servetin el değiştirmesidir.
Suç ve Cezaya Egemen Olan Kurallar
Ceza hukukunun temel amacı, bireyi devletin keyfî cezalandırmasından korumaktır. Bu yüzden Anayasa'nın 38. maddesi cezalandırmanın sınırlarını çok net çizmiştir. Burada sayılan kuralların bir kısmı cezanın kaynağıyla, bir kısmı cezanın niteliğiyle, bir kısmı da sanığın korunmasıyla ilgilidir.
- Kanunilik: Suç ve cezanın kaynağı ancak kanundur; idarenin yönetmelik ya da genelgeyle ceza koyması mümkün değildir.
- Şahsîlik: Bir suçun cezasını yalnızca onu işleyen çeker; ailesi, arkadaşı ya da mirasçıları o cezanın yükünü taşımaz.
- Masumiyet karinesi: Mahkeme mahkûmiyet kararı verip bu karar kesinleşmedikçe kişi suçlu ilan edilemez.
- Adil olma: Ceza, fiilin ağırlığıyla orantılı olmalı, örf ve âdete dayanarak ceza verilemez.
- Kişiyi kendi aleyhine delil göstermeye zorlamama: Hiç kimse kendisini ya da yakınlarını suçlayan bir beyanda bulunmaya zorlanamaz.
Örnek 3 — Durum: Bir belediye, meydanlara çöp atanlara hapis cezası verilmesini içeren bir yönetmelik yayımlıyor.
Kural/kavram: Suç ve ceza kanunla konur; idarenin düzenleyici işlemiyle ceza konulamaz.
Sonuç: Yönetmelikteki hapis hükmü Anayasa'ya aykırıdır; en fazla kanunun izin verdiği çerçevede idari yaptırım söz konusu olabilir.
Örnek 4 — Durum: Bir olayda sanık hakkında ilk derece mahkemesi mahkûmiyet kararı vermiş, ancak karar temyizde henüz kesinleşmemiştir; sanık kamuoyunda suçlu diye anılıyor.
Kural/kavram: Suçluluğu mahkeme kararı kesinleşene kadar kimse suçlu sayılamaz (masumiyet karinesi).
Sonuç: Hukuki açıdan kişi kesinleşme gerçekleşene kadar suçsuz kabul edilir; kamuoyundaki suçlama hukuken sonuç doğurmaz.
Suçun unsurları
Örnek 5 — Durum: Bir kişi, kızgınlıkla komşusunun otomobilinin camını kırıyor; başka bir sürücü ise bakımını ihmal ettiği kamyonun freni tutmayınca aynı otomobile çarpıyor.
Kural/kavram: İlkinde kişi zararı bilerek ve isteyerek verdiği için kast; ikincisinde dikkatsizlikle istemeden gerçekleşen zarar taksirdir.
Sonuç: Her iki durumda da maddi unsur vardır ama manevi unsurun türü cezanın ağırlığını ve sorumluluğun kapsamını etkiler.
Ceza ehliyeti ve sorumluluğu azaltan sebepler
Ceza ehliyeti, kişinin işlediği fiilin anlamını kavrayabilme ve davranışlarını yönlendirebilme gücüne bağlıdır ve büyük ölçüde yaşa göre kademelenir. On iki yaşını doldurmamış çocuklar hiçbir şekilde cezalandırılmaz; on iki yaşını bitirmiş ama on beşini tamamlamamış olanlarda fiilin anlamını algılayıp algılayamadığına bakılır, algılayamıyorsa ceza verilmez, algılıyorsa indirimli ceza uygulanır. On beş ile on sekiz yaş arasında ceza indirimli olur; on sekiz yaşından sonra kural olarak tam ceza verilir. Akıl hastalığı olan kişide ceza ehliyeti yoktur; akıl zayıflığı ise cezanın indirilmesi sonucunu doğurur. Ceza yerine bu kişilere, toplumu ve kendilerini korumaya yönelik güvenlik tedbirleri uygulanabilir.
Sınav kitaplarında ceza sorumluluğunu kaldıran ya da azaltan sebepler şu başlıklar altında toplanır: yaş küçüklüğü, akıl hastalığı, sağır ve dilsizlik,tahrik, korkutma ve tehdit, ilgilinin rızası, amirin emri ve kanun hükmü, meşru müdafaa ya da zaruret hâli, alkol veya uyuşturucu etkisi. Ayrıca davanın veya cezanın düşmesine yol açan hâller ise davanın zamanaşımı, cezanın zamanaşımı, af ve şüpheli ya da hükümlünün ölümüdür.
Örnek 6 — Durum: On üç yaşında bir çocuk, arkadaşının bisikletini alıp götürüyor; yapılan incelemede çocuğun bu davranışın hukuki anlamını kavrayabildiği anlaşılıyor.
Kural/kavram: On iki yaşını doldurmuş, on beşini tamamlamamış çocukta ayırt etme gücü aranır; güç varsa indirimli ceza uygulanır.
Sonuç: Çocuğa yetişkin gibi tam ceza verilmez; koruma ve eğitici tedbirler öne çıkar.
Örnek 7 — Durum: Bir yetişkin, akli dengesi bozukluğu nedeniyle davranışlarının anlamını hiç algılayamadığı bir dönemde başkasına zarar veriyor.
Kural/kavram: Akıl hastalığında ceza ehliyeti yoktur; ceza yerine güvenlik tedbiri uygulanır.
Sonuç: Kişi cezalandırılmaz; ancak toplum ve kendisi için tehlike oluşturduğundan tedavi ve denetim amaçlı tedbir devreye girer.
Özel Hukukun Ana Dalları ve Tanıdığımız Bağlar
Özel hukukun merkezinde medeni hukuk bulunur; borçlar hukuku ve ticaret hukuku ise bu genel çatının özel alanlarına yönelik ayrıntılı bölümleridir. Medeni hukuk dört kola ayrılır ve bu kolların baş harflerinden oluşan kısaltma (AKEM) akılda kalır: Aile, Kişiler, Eşya, Miras.
- Kişiler hukuku: Gerçek ve tüzel kişilerin türlerini, ehliyetlerini, kişiliğin başlangıcını, sona ermesini ve korunmasını, ayrıca yerleşim yeri ve hısımlık ilişkilerini düzenler.
- Aile hukuku: Nişanlanma, evlenme, boşanma, ana babanın çocuk üzerindeki hakları (velayet), aile mallarının yönetimi ve koruma önlemleri (vesayet) gibi konuları kapsar.
- Miras hukuku: Kişinin ölümünden sonra malvarlığının kimlere ve nasıl geçeceğini düzenler. Ölen kişiye miras bırakan (muris), mirasın geçtiği kişiye mirasçı, bütün hak ve borçlar topluluğuna ise tereke denir.
- Eşya hukuku: Maddi mallar üzerindeki hâkimiyeti ve tasarrufu düzenler; konusunu büyük çapta ayni haklar oluşturur. Ayni hak, bir eşya üzerinde sahibine geniş yetkiler veren ve herkese karşı ileri sürülebilen haktır.
- Borçlar hukuku: Kişiler arasında doğan borç ilişkilerini, yani sözleşme, haksız fiil ve sebepsiz zenginleşme gibi kaynaklardan doğan borçları düzenler.
- Ticaret hukuku: Ticari işletmeler, şirketler, kıymetli evrak, deniz ticareti, sigorta ve taşıma işlerini düzenleyen özel hukuk koludur.
- Devletler özel hukuku: Yabancılık unsuru taşıyan özel hukuk ilişkilerinde hangi devletin hukukunun uygulanacağını gösterir. Örneğin farklı uyruklu iki kişinin evliliğinde ya da bir yabancının Türkiye'deki mirasında hangi kanunun geçerli olacağı bu dalın konusudur.
Örnek 8 — Durum: Bir Türk vatandaşı, İsveç'te yaşayan bir Alman ile evleniyor ve ilerde boşanma davası açılıyor.
Kural/kavram: İlişkide yabancılık unsuru (uyruk, ikamet) bulunduğundan hangi devletin hukukunun uygulanacağı sorulur: devletler özel hukuku.
Sonuç: Bu iş için iç hukuktaki medeni hukuk kuralları değil, çatışma kuralları devreye girer.
Örnek 9 — Durum: Bir kimse öldüğünde geride bir ev, bir banka borcu ve bir alacak bırakıyor; çocukları bunların ne olacağını soruyor.
Kural/kavram: Ölenin (murisin) bıraktığı tüm hak ve borçlar terekeyi oluşturur; geçişini miras hukuku düzenler.
Sonuç: Mirasçılar, terekeyi mirası reddetmedikçe hak ve borçlarıyla birlikte devralır.
Örnek 10 — Durum: Bir aile, çocuklarının velayetinin kime verileceği konusunda uyuşamıyor; ayrıca bir ortaklığın kuruluşuna ilişkin de bir davası var.
Kural/kavram: Velayet aile hukukuna, ortaklığın kuruluşu ise ticaret hukukuna aittir.
Sonuç: Aynı olayda iki ayrı özel hukuk dalı birlikte uygulanabilir; sınavda hangi sorunun hangi dala ait olduğu ayrıştırılmalıdır.
- Vergi üç ölçütle sınıflanır: gelir, harcama, servet.
- "Şahsîlik", "kanunilik" ve "masumiyet" kavramlarının her biri Anayasa m. 38'den gelir.
- Suç = kanuni + maddi + manevi unsur; manevi unsur kast ve taksir olarak iki türlüdür.
- Ceza ehliyeti yaşa göre kademelenir: küçükte yok, ergenlikte indirimli, yetişkinde tam.
- AKEM: Aile-Kişiler-Eşya-Miras (medeni hukuk kolları).