Deyimler bir dilin ortak hafızasıdır. Bir toplum, sık yaşadığı durumları anlatmak için zamanla kısa ve renkli kalıplar üretir; bu kalıplar kuşaktan kuşağa aktarılarak dilin kalıcı parçası olur. Deyimi kullanan kişi, uzun bir açıklama yapmak yerine herkesin tanıdığı bir görüntüyü çağırır: "Pire için yorgan yaktı." demek, "Küçük bir zarardan kurtulmak için çok daha büyük bir zarara katlandı." demekten hem kısa hem de akılda kalıcıdır.
Bir Söz Öbeğini Deyim Yapan Nitelikler
Kalıplaşma: Sözcükler ve sıraları değiştirilemez
Deyimin sözcükleri yerine eş anlamlıları konamaz, sözcüklerin sırası da değiştirilemez. "İki ayağı bir pabuca girmek" yerine "iki ayağı bir terliğe girmek", "ipe un sermek" yerine "ipe şeker sermek" denemez; "kendi çalıp kendi oynamak" kalıbı da "kendi oynayıp kendi çalmak" biçimine sokulamaz. Kalıp bozulduğunda ortaya ya anlamsız bir söz ya da gerçek anlamlı sıradan bir cümle çıkar.
Çekime açıklık
Kalıplaşma, deyimin donmuş olduğu anlamına gelmez. Deyimin sonundaki fiil kişiye, zamana ve kipe göre çekimlenebilir: "Uyarılarıma kulak asmadı." (geçmiş zaman, üçüncü kişi), "Bu dedikodulara kulak asmayacaksın." (gelecek zaman, ikinci kişi), "Böyle sözlere kulak asmamalıyız." (gereklilik, birinci çoğul kişi). Değişmeyen şey, deyimin sözcükleri ve onların sırasıdır.
Araya sözcük girebilmesi
Anlam ve dizilişi bozulmamak kaydıyla deyimin ögeleri arasına başka sözcükler girebilir: "Söylediklerime kulak bile asmadı.", "Haberi duyunca dili adeta tutuldu." Bu sözcükler deyimin kalıbını değiştirmez, yalnızca anlatımı vurgular.
Biçim: Çoğunlukla mastar, kimi zaman cümle
Sözlüklerde deyimler genellikle mastar biçiminde, yani bir eylem bildirecek şekilde yer alır: "dereyi görmeden paçaları sıvamak", "pire için yorgan yakmak". Bazı deyimler ise kendi başına bir cümle görünümündedir: "Ağzı var dili yok." (çok sessiz, kendini savunamayan biri), "Hem kel hem fodul." (kusurlu olduğu hâlde kendini beğenen kişi). Cümle biçiminde olmaları onları atasözü yapmaz; çünkü bir öğüt değil, bir kişinin ya da durumun niteliğini bildirirler.
Deyimlerde Gerçek ve Mecaz
Deyimlerin büyük çoğunluğu mecaz anlamlıdır: "içi içine sığmamak" kişinin bedenine sığmadığını değil, aşırı heyecanını; "burnu havada olmak" burnunun yukarıda durduğunu değil, kibirli olduğunu anlatır. Bununla birlikte bazı deyimler sözcüklerin gerçek anlamlarıyla kurulur ve olduğu gibi anlaşılır: "ağzına bir lokma koymamak" (hiçbir şey yememek), "yerinden kıpırdamamak" (hiç hareket etmemek), "sesini çıkarmamak" (hiç konuşmamak). Bu deyimler mecaz içermese de kalıplaşmış oldukları için deyim sayılır.
Deyim ile Atasözü Arasındaki Sınır
Kalıplaşmamış Söz Öbeklerini Yorumlama
Sınavda yalnızca deyimler değil, yazarın o metin için kurduğu ve sözlükte bulunmayan mecazlı söz öbekleri de sorulur. Bu öbekler kalıplaşmamıştır; anlamları bağlamdan çıkarılır. Bu işe söz yorumu denir. "Yazar, hikâyenin ipini elinden kaçırmış." cümlesindeki öbek bir deyim değildir, ama "anlattığı olayların akışını yönetemez hâle gelmek" gibi açık bir mecaz anlam taşır.
- Öbeği önce gerçek anlamıyla canlandırın: Elinden ip kaçan biri neyi kaybeder? (Bir şeyi yönlendirme, tutma gücünü.)
- Bu gerçek görüntünün metindeki karşılığını bulun: Metin bir romandan söz ediyorsa "ip", olayların akışıdır.
- Öbekten önceki ve sonraki cümlelerde anlamı doğrulayan ipuçlarını arayın.
- Seçeneklere ancak bu iki adımdan sonra bakın; çeldiriciler genellikle öbeğin yalnızca gerçek anlamını ya da metnin başka bir yerindeki bilgiyi tekrarlar.
Örneklerle Pekiştirme
- "Ödülü alınca ağzı kulaklarına vardı." → "ağzı kulaklarına varmak" büyük mutluluğu anlatır.
- "O olaydan sonra pabucu dama atıldı." → "pabucu dama atılmak" gözden düşmeyi, değerini yitirmeyi anlatır.
- "Bu haberi duyunca dünyası başına yıkıldı." → "dünyası başına yıkılmak" büyük üzüntüyü anlatır.
- "Müjdeyi duyunca içi içine sığmadı." → sevinç ve heyecanla sabırsızlanmayı anlatır.
- "Yıllardır bu mesleğin içinde olduğu için karşılaştığı her sorunun üstesinden gelirdi." → "üstesinden gelmek" bir güçlüğü başarıyla aşmayı anlatır.
- Kalıp kontrolü: Sözcüklerden birini eş anlamlısıyla değiştirmeyi deneyin; söz tuhaflaşıyorsa kalıplaşmış bir deyimle karşı karşıyasınız.
- Açıklama arayın: "yani, başka bir deyişle, kısacası" gibi sözcüklerden sonra deyimin anlamı veriliyorsa "açıklamasıyla birlikte" sorusunun cevabıdır.
- Öğüt testi: Söz bir ders ya da genel kural veriyorsa atasözü, yalnızca bir durumu anlatıyorsa deyimdir.
- Gerçek anlamlı deyimleri ayrı not edin: "ağzına bir lokma koymamak, yerinden kıpırdamamak, sesini çıkarmamak".
Çözümlü Örnekler
A) Arkadaşının uyarılarına hiç kulak asmadı.
B) Toplantıda kılı kırk yardı, yani en küçük ayrıntıyı bile tek tek inceledi.
C) Sınav sonucunu görünce bir an dili tutuldu.
D) Daha işe başlamadan dereyi görmeden paçaları sıvadı.
E) Bu işte onun da parmağı olduğunu herkes biliyor.
A) Tatile çıkacaklarını duyunca içi içine sığmadı.
B) Teklif henüz kesinleşmeden dereyi görmeden paçaları sıvadı.
C) Sevdiği arkadaşını görünce ağzı kulaklarına vardı.
D) İşleri yoluna koyamayınca iki ayağı bir terliğe girdi.
E) Kaygıdan gece boyunca gözüne uyku girmedi.
A) Hastalandığı gün ağzına bir lokma koymadı.
B) Ailesinin öğütlerine hiç kulak asmadı.
C) O hatadan sonra yöneticilerin gözünden düştü.
D) Ödülü aldıktan sonra burnu havada dolaşmaya başladı.
E) Küçük bir tasarruf için pire için yorgan yaktı.
A) Damlaya damlaya göl olur.
B) Erken kalkan yol alır.
C) Acele işe şeytan karışır.
D) Sakla samanı, gelir zamanı.
E) Ağzı var dili yok.
Bu parçada koyu yazılmış sözle anlatılmak istenen aşağıdakilerden hangisidir?
A) Kişi sayısını gereğinden fazla artırmak
B) Betimlemelere aşırı yer vermek
C) Anlattığı olayların akışını yönetemez hâle gelmek
D) Okurun beklentilerini önemsememek
E) Dili özensiz ve dağınık kullanmak
A) En az iki sözcükten oluşur.
B) Sözcükleri eş anlamlılarıyla değiştirilemez.
C) Cümle içinde kişiye ve zamana göre çekimlenebilir.
D) Atasözleri gibi her zaman bir öğüt ya da genel yargı bildirir.
E) Bazıları sözcüklerin gerçek anlamlarıyla kurulmuştur.