Gerçek anlamın en ayırt edici özelliği, sözcüğün cümleden çıkarılıp başka bir bağlama konduğunda da aynı nesneyi, aynı işi ya da aynı durumu karşılamayı sürdürmesidir. "Çocuk, elindeki kalemi masaya bıraktı." cümlesindeki kalem hangi cümleye taşınırsa taşınsın yazı yazmaya yarayan araçtır; sözcükte hiçbir anlam kayması yoktur.
Anlamın Taşıyıcısı: Sözcük
Anlam konusunu konuşabilmek için önce birimi netleştirmek gerekir. Sözcük; bir ya da birkaç heceden kurulan, dilde bir varlığı, kavramı, işi veya ilişkiyi karşılayan ve cümle kurulurken kendine düşen görevi üstlenen anlamlı ses birliğidir. Tek heceli "su" da, çok heceli "kütüphanecilik" de birer sözcüktür; hece sayısı sözcük olmayı belirlemez, belirleyici olan bir anlamı ya da işlevi taşımasıdır.
Her sözcük aynı türden anlam taşımaz. "Ağaç, koşmak, mavi" gibi sözcükler tek başına söylendiğinde bile zihinde bir karşılık uyandırır; bunlara anlamlı (ad soylu ya da eylem soylu) sözcükler denir. "Ve, ile, için, ama" gibi sözcükler ise tek başına bir varlık göstermez, cümlede yalnızca bağlama ya da ilişki kurma işi görür; bunlar görevli sözcüklerdir. Gerçek-mecaz ayrımı sorularında hemen her zaman ilk gruptaki sözcükler sorulur, çünkü anlam kayması ancak bir kavram karşılayan sözcükte gözlenebilir.
Tek Anlamlılıktan Çok Anlamlılığa
Tek anlamlı sözcükler
Dildeki sözcüklerin ilk ortaya çıktıkları dönemde tek bir karşılığı vardır. Bazı sözcükler zaman içinde hiçbir yeni anlam yüklenmeden bu tek karşılıkla kullanılmaya devam eder: pergel, ıspanak, kaşkol, zımba gibi sözcükler hangi cümlede geçerse geçsin aynı nesneyi gösterir. Özellikle yeni icat edilmiş araç adları ve dar kullanımlı nesne adları tek anlamlı kalmaya yatkındır, çünkü dilde başka kavramlara aktarılacak kadar uzun süre dolaşmamışlardır.
Çok anlamlı sözcükler ve anlam genişlemesi
Bir sözcük kullanıldıkça, temel anlamını koruyarak yanına yeni karşılıklar ekleyebilir. Bu sürece anlam genişlemesi, sonucunda ortaya çıkan duruma da çok anlamlılık denir. Yeni anlamlar sözlükte hazır durmaz; sözcük bir cümleye girdiğinde, çevresindeki sözcüklerle birlikte belirginleşir. Bu yol, dilin yeni sözcük üretmeden yeni kavramları adlandırabilmesini sağlar; dolayısıyla çok anlamlılık bir kusur değil, dilin zenginleşme biçimidir.
"Açmak" eylemi bu genişlemeyi iyi gösterir:
- "Sabah ilk iş pencereyi açtı." → kapalı olanı aralamak (gerçek anlam).
- "Mahalleye yeni bir eczane açıldı." → bir iş yerini faaliyete geçirmek.
- "Sohbetin ortasında eski bir meseleyi açtı." → bir konuyu söze getirmek.
- "Bu tuzlu kurabiye insanın iştahını açıyor." → bir isteği artırmak.
- "Öğleye doğru hava açtı." → bulutların dağılıp havanın aydınlanması.
Görüldüğü gibi bütün kullanımlarda "kapalı olanı ortadan kaldırma" fikri az ya da çok sezilir; bağ ne kadar zayıflarsa sözcük gerçek anlamdan o kadar uzaklaşmış demektir. Bu sezilen bağ, çok anlamlı bir sözcüğü eş sesli (sesteş) sözcüklerden ayıran temel ölçüttür.
Gerçek Anlamı Saptamanın Yolları
- Sözcüğü cümleden ayırıp tek başına düşünün; aklınıza ilk gelen karşılığı not edin.
- Bu ilk karşılığı cümleye geri yerleştirin. Cümle hiçbir yorum gerektirmeden anlaşılıyorsa sözcük gerçek anlamdadır.
- Cümleyi anlamak için "gibi" demeniz, bir benzerlik kurmanız ya da sözcüğü soyut bir duyguya bağlamanız gerekiyorsa sözcük gerçek anlamın dışına çıkmıştır.
- Sözcüğün bir uzmanlık alanına ait bir kavramı adlandırıp adlandırmadığını kontrol edin; adlandırıyorsa terim anlam ihtimalini değerlendirin.
Bu sıralama, özellikle numaralanmış sözcüklerin yer aldığı paragraf sorularında zaman kazandırır: her sözcük için birinci ve ikinci adımı uygulamak, gerçek anlamın dışına çıkanı birkaç saniyede ortaya çıkarır.
Ek almış sözcüklerde gerçek anlam
Sözcüğün ek alması gerçek anlamı ortadan kaldırmaz. "Kollarını sıvayıp bulaşıkları yıkadı." cümlesinde kol çoğul ve iyelik eki almıştır; ama hâlâ insan bedenindeki organı karşıladığı için gerçek anlamdadır. Buna karşılık "İşe kolları sıvayarak girişti." cümlesinde aynı biçim, kalıplaşmış bir deyimin parçası olarak "bir işe hevesle başlamak" anlamı kazanır. Değerlendirme biçime değil cümlenin bütününe göre yapılır.
Örneklerle Pekiştirme
- "Kapının kolu kırılmış." cümlesindeki "kol" gerçek anlamda değil, yan anlamdadır (organ adının nesneye aktarımı); "Çocuğun kolu alçıya alındı." cümlesindeki "kol" ise gerçek anlamdadır.
- "Bahçedeki elma ağacı bu yıl bol meyve verdi." cümlesinde "elma" ve "ağaç" doğrudan, gerçek anlamlarıyla kullanılmıştır.
- "Masanın üzerindeki bardağı dikkatle kaldırdı." cümlesinde "bardak" somut nesne anlamıyla, "kaldırmak" da yukarı doğru götürme anlamıyla kullanılmıştır.
- "Köpek, bahçenin kapısında sabaha kadar bekledi." cümlesinde "köpek" ve "kapı" sözcükleri gerçek anlamlarındadır.
- "Güneş batınca sahildeki kumlar hızla soğudu." cümlesinde "batmak" ve "soğumak" fiziksel olayları doğrudan anlatır; aktarma yoktur.
- "Çocuğa anlatır gibi" düşünün: sözcüğü yedi yaşındaki birine açıklarken kullanacağınız anlam çoğunlukla gerçek anlamdır.
- Cümleyi resmini çizebilecek kadar somut biçimde zihninizde canlandırın; çizim, yazılanla birebir örtüşüyorsa gerçek anlam vardır.
- "Gibi" sözcüğünü eklemek zorunda kalıyorsanız benzetme, dolayısıyla mecaz söz konusudur.
- Fiillerde özellikle dikkatli olun: "kırmak, yıkmak, yanmak, düşmek, tutmak" gibi eylemler çok sık mecazlaşır.
Çözümlü Örnekler
A) Misafirler gelmeden pencereleri açıp odayı havalandırdı.
B) Toplantıda bütçe meselesini ilk o açtı.
C) Mahallenin girişinde yeni bir fırın açıldı.
D) Uzun yürüyüş hepimizin iştahını açmıştı.
E) Öğleden sonra hava açınca çocuklar bahçeye çıktı.
Bu parçada numaralanmış sözcüklerden hangisi gerçek anlamının dışında kullanılmıştır?
A) I
B) II
C) III
D) IV
E) V
A) Bu renk sana hiç tutmamış, başka bir ceket dene.
B) Çocuk, düşmemek için annesinin elini sıkıca tuttu.
C) Yeni açılan kafe kısa sürede tuttu.
D) Sözünü tutmayan biriyle ortaklık kurmam.
E) Yolculuğun ikinci saatinde onu deniz tuttu.
A) İki eski arkadaş arasında derin bir bağlılık vardı.
B) Haberi duyunca salona derin bir sessizlik çöktü.
C) Konuya derin bilgisiyle yaklaşınca herkes etkilendi.
D) Cankurtaran, çocukların derin suya girmesine izin vermedi.
E) Yorgunluktan derin bir uykuya daldı.
A) Sözlüklerde genellikle ilk sırada verilir.
B) Sözcüğün yan ve mecaz anlamları çoğunlukla bu anlamdan türer.
C) Sözcük ek alsa da bağlam izin veriyorsa gerçek anlamını koruyabilir.
D) Cümleden bağımsız olarak düşünüldüğünde zihinde ilk beliren karşılıktır.
E) Gerçek anlamlı sözcükler her zaman somut varlıkları karşılar.
A) Bahçedeki dut ağacının gölgesinde öğle yemeğini yedik.
B) Bu acı haber hepimizin içini yaktı.
C) Soğuk bir selamla yanımızdan geçip gitti.
D) Onun ağır sözleri aklımdan çıkmıyor.
E) Bu işin altından ancak sen kalkarsın.