Sesteşlik, bir dilde ses sayısının sınırlı, kavram sayısının ise sınırsız olmasının doğal bir sonucudur. Farklı köklerden gelen, farklı dillerden alınan ya da farklı yollarla türetilen sözcükler zamanla aynı biçime ulaşabilir. Örneğin içtiğimiz "çay" Doğu dillerinden alınmıştır; köyün yanından akan küçük akarsu anlamındaki "çay" ise Türkçenin kendi sözcüğüdür. İki sözcük yan yana yazıldığında aynı görünür, ama tarihleri ve anlamları bütünüyle ayrıdır.
Sesteş Sözcüklerin Görünümleri
Yalın hâlde sesteşlik
Sözcükler hiçbir ek almadan aynı biçimdedir:
- "Saçlarına erkenden kır düşmüştü." / "Hafta sonu kıra pikniğe gittik."
- "Bahçedeki gül açtı." / "Bu şakaya sen de gül."
- "Bardak ağzına kadar dolu." / "Gece yağan dolu seraları vurdu."
- "Çocuk at sırtında ilk kez gezdi." / "Topu bana doğru at."
- "Bu bisikletin fiyatı bin liraydı." / "Otobüse arka kapıdan bin."
Bu örneklerin dikkat çekici bir yanı vardır: Sesteş sözcükler çoğu zaman farklı türlerdendir. Biri ad, öteki fiil kökü ("gül" / "gül-"); biri sayı, öteki eylem ("bin" / "bin-") olabilir. Tür farkı, iki sözcüğün birbirinden bağımsız olduğunu gösteren güçlü bir ipucudur.
Ek almış hâlde sesteşlik
İki farklı sözcük, aldıkları eklerle aynı biçime ulaşabilir. Bu tür sesteşlik, soru çözerken daha kolay gözden kaçar, çünkü sözcüğün kökü ilk bakışta görünmez:
- "Asıl sorun zamanın yetmemesi." (ad: problem) / "Aklınıza takılanları bana sorun." (sormak eyleminin emir biçimi)
- "Yazın hiç tatile çıkamadık." (yaz mevsimi + -ın: yaz mevsiminde) / "Adınızı listeye yazın." (yazmak eyleminin emir biçimi)
- "Yanağındaki benden hoşlanmıyordu." (ben: deri lekesi) / "Bu işi benden iyi bilen yok." (ben: kişi zamiri)
- "Ahırdaki atlar huysuzlanmıştı." (at: hayvan + çoğul eki) / "Çocuk her gün çitin üzerinden atlar." (atlamak eyleminin geniş zamanı)
Düzeltme İşaretli Çiftler Sesteş Değildir
Bazı sözcük çiftleri yazıda neredeyse aynı görünür, ama birinde düzeltme işareti (^) bulunur. Bu işaret ünlünün uzun okunduğunu ya da kendinden önceki ünsüzün ince söylendiğini gösterir; yani iki sözcüğün söylenişi farklıdır. Sesteşlik hem yazılışın hem söylenişin aynı olmasını gerektirdiği için bu çiftler sesteş sayılmaz:
- "alem" (bayrak, sancak) / "âlem" (dünya, evren; topluluk)
- "dahi" (bile, de anlamında bağlaç) / "dâhi" (olağanüstü zekâ sahibi kişi)
- "şura" (şu yer, şurası) / "şûra" (danışma kurulu)
- "aşık" (bir kemik adı) / "âşık" (seven kişi; saz şairi)
Sesteşlik mi, Çok Anlamlılık mı?
Bu konunun en kritik ayrımı budur. Çok anlamlı bir sözcüğün anlamları, birbirinden ne kadar uzaklaşmış görünse de bir akrabalık taşır: "Koşarken dili ısırıldı." (organ), "Hukuk dilini bilmeyen sözleşmeyi anlayamaz." (bir alana özgü anlatım), "Yazarın dili sade ve akıcı." (üslup) cümlelerindeki üç "dil", konuşmayı sağlayan organdan hareketle birbirine bağlanır. Sesteş sözcüklerde ise böyle bir köprü kurulamaz: "Yaz mevsimi" ile "mektup yaz-" arasında hiçbir anlam ilişkisi yoktur.
Ayrımı yaparken kendinize şu soruyu sorun: "Bu iki anlamdan birini ötekinden türetebilir miyim?" Cevap evetse çok anlamlılık, hayırsa sesteşlik vardır. Sözlükler de bu ayrımı gözetir: Çok anlamlı sözcüğün anlamları tek madde altında numaralanır; sesteş sözcükler ise ayrı maddeler olarak, çoğu zaman "I, II" gibi işaretlerle verilir.
- Köprü testi: İki anlam arasında bir ilişki cümlesi kurabiliyorsanız ("ikisi de ...") sesteş değildir.
- Tür testi: Biri ad, biri fiil kökü ise sesteşlik olasılığı yüksektir ("gül" / "gül-").
- Ek ayıklama: Sözcüğün eklerini atıp kökü bulun; iki ayrı kök çıkıyorsa ek almış sesteşlik vardır ("sorun" / "sor-un").
- İşaret testi: Çiftlerden birinde düzeltme işareti varsa sesteş saymayın.
Çözümlü Örnekler
A) Bu yaz tatile çıkamadık. / Adını defterin kapağına yaz.
B) Çocuğun gözü kızarmış. / İğnenin gözüne ipliği geçiremedi.
C) Dün gece çok kar yağdı. / Bu satıştan iyi kâr ettik.
D) Masanın ayağı sallanıyor. / Koşarken ayağı burkuldu.
E) Sıcak çorba bizi ısıttı. / Bizi sıcak bir ilgiyle karşıladılar.
A) Asıl sorun bütçenin yetersiz olması.
B) Bu sorunu kimse çözemedi.
C) Sorunlarımızı birlikte konuşalım.
D) Aklınıza takılanları bana sorun.
E) Sorunun kaynağını bulmadan çözüm aranmaz.
A) alem (bayrak) – âlem (dünya)
B) dolu (içi boş olmayan) – dolu (buz taneleri hâlinde yağış)
C) dahi (bile) – dâhi (üstün zekâlı)
D) şura (şu yer) – şûra (danışma kurulu)
E) aşık (bir kemik) – âşık (seven kişi)
A) Rüzgâr ağacın en kalın dalını kırdı.
B) Tıbbın hangi dalında uzmanlaşacağına karar veremedi.
C) Kitabı okurken derin düşüncelere daldı.
D) Ailenin bu dalı yıllar önce başka bir şehre göç etmiş.
E) Serçeler akşam olunca dallara konardı.
A) Kahvaltıda iki bardak çay içti.
B) Çayın demini iyi ayarlamak ustalık ister.
C) Doğu Karadeniz'de çay hasadı başladı.
D) Misafirlere taze demlenmiş çay ikram ettiler.
E) Köyün yanından geçen çay bahar yağmurlarıyla taştı.