Özdeyişi atasözünden ayıran tek ve kesin ölçüt söyleyeninin belli olmasıdır. İki tür de kısa ve özlüdür, ikisi de bir yargı bildirir, ikisi de öğüt verebilir; ama atasözü toplumun ortak ve anonim malıyken özdeyiş bir kişinin imzasını taşır. Bu yüzden bir özlü sözün türünü belirlerken önce "Bunu kim söylemiş?" sorusu sorulur.
Özdeyişin Nitelikleri
Kişisel bir düşüncenin damıtılmış hâli
Özdeyiş, söyleyeninin dünya görüşünü, yaşam deneyimini ya da düşünce sistemini birkaç sözcüğe sığdırır. "Yurtta sulh, cihanda sulh." sözü, Atatürk'ün dış politika anlayışını iki kısa parçada özetler. "Aynı ırmakta iki kez yıkanılmaz." sözü ise Herakleitos'un her şeyin sürekli değiştiği düşüncesini somut bir görüntüyle anlatır.
Söyleniş gücü
Özdeyişler akılda kalmak için yazılmış ya da söylenmiş gibidir: karşıtlık, tekrar, ses uyumu ve çarpıcı imgeler sıkça kullanılır. Ziya Paşa'nın "Âyinesi iştir kişinin lafa bakılmaz" dizesi, insanın değerinin sözüyle değil yaptığı işle ölçüleceğini ayna imgesiyle anlatır. Bu söyleniş gücü, bazı özdeyişlerin dilde yüzyıllarca yaşamasını sağlar.
Alıntı kuralı
Özdeyiş bir kişiye ait olduğu için alıntılanırken sözü değiştirmemek ve söyleyenin adını belirtmek gerekir. Söz tırnak içinde verilir; söyleyenin adı ya sözden önce ("Descartes'ın dediği gibi: '...'") ya da sözden sonra ayraç içinde gösterilir. Söyleyeni kesin bilinmeyen ama birine mal edilen sözlerde "... atfedilen" ya da "... söylediği rivayet edilen" gibi ihtiyatlı ifadeler kullanmak doğru bir tutumdur.
Özdeyişten Atasözüne: Söyleyenin Unutulması
Bazı özdeyişler o kadar yaygınlaşır ki zamanla söyleyenleri unutulur ve halk arasında atasözü gibi kullanılmaya başlar. Ziya Paşa'nın "Âyinesi iştir kişinin lafa bakılmaz" dizesi ya da Yunus Emre'nin bir beytinden geldiği bilinen "Söz ola kese savaşı" sözü, bugün pek çok kişi tarafından atasözü sanılır. Söz aynıdır; değişen, toplumun belleğinde söyleyeninin yer alıp almamasıdır.
Bu geçiş, atasözlerinin de aslında bir zamanlar birileri tarafından ilk kez söylendiğini düşündürür. Aradaki fark, atasözünde ilk söyleyenin izinin tamamen kaybolmuş olmasıdır. Sınav açısından ölçüt değişmez: Söyleyeni biliniyorsa özdeyiş, bilinmiyorsa (ve yargı bildiriyorsa) atasözüdür.
Özlü Sözler Ailesi
Eski metinlerde özdeyiş karşılığında "kelâm-ı kibar" (büyüklerin sözü) ifadesi de kullanılmıştır. Günümüzde felsefi içerikli, keskin ve çoğu zaman şaşırtıcı özdeyişler için "aforizma" terimine de rastlanır. Hepsinin ortak noktası, bir kişinin düşüncesini taşıyan kısa ve etkili söz olmalarıdır.
Örnek Özdeyişler
- "Yurtta sulh, cihanda sulh." → Atatürk; barışçı dış politika anlayışını özetler.
- "Hayatta en hakiki mürşit ilimdir." → Atatürk; yol göstericinin bilim olduğunu vurgular.
- "Düşünüyorum, öyleyse varım." → Descartes; varlığın kanıtını düşünme eyleminde bulur.
- "Aynı ırmakta iki kez yıkanılmaz." → Herakleitos; sürekli değişimi anlatır.
- "Bana bir dayanak noktası verin, dünyayı yerinden oynatayım." → Arşimet'e atfedilir; kaldıraç ilkesinin gücünü anlatır.
- "Ne kadar bilirsen bil, söylediklerin karşındakinin anlayabildiği kadardır." → Mevlana'ya atfedilir; iletişimde karşıdakinin önemini vurgular.
- "Kim söylemiş?" sorusunun cevabı bir kişi adıysa özdeyiş; "halk, atalarımız" ise atasözüdür.
- Bir düşünürün, bilim insanının ya da devlet adamının dünya görüşünü yansıtan sözlerde özdeyiş olasılığı yüksektir.
- Söz öğüt vermeden bir durumu adlandırıyorsa ve çekimlenebiliyorsa deyimdir; özdeyiş ve atasözü yargı bildirir.
- Atasözü sanılan bazı dizelerin bir şaire ait olduğunu unutmayın ("Âyinesi iştir kişinin lafa bakılmaz").
Çözümlü Örnekler
A) Damlaya damlaya göl olur.
B) Ağzı var dili yok.
C) Acele işe şeytan karışır.
D) Hayatta en hakiki mürşit ilimdir.
E) Ayağını yorganına göre uzat.
A) Söyleyeninin belli olması
B) Bir yargı bildirmesi
C) Kısa ve özlü olması
D) Öğüt verebilmesi
E) Mecazlı bir anlatım taşıyabilmesi
II. Görünen köy kılavuz istemez.
III. Yurtta sulh, cihanda sulh.
IV. Kılı kırk yarmak.
V. Dost kara günde belli olur.
Numaralanmış sözlerden hangileri özdeyiştir?
A) I ve II
B) II ve IV
C) I ve III
D) III ve V
E) IV ve V
A) Sözün mecaz anlam taşıması
B) Sözün geniş zamanla kurulmuş olması
C) Sözün bir öğüt vermesi
D) Sözün kısa ve akılda kalıcı olması
E) Sözün çok yaygınlaşıp söyleyeninin unutulmuş olması
A) Bir kişinin düşüncesini ya da deneyimini kısa ve etkili biçimde dile getirir.
B) Söyleyeni bilinmediği için halkın ortak malı sayılır.
C) Alıntılanırken söyleyenin adı belirtilir.
D) Bazı özdeyişler zamanla atasözü gibi kullanılmaya başlayabilir.
E) Eski metinlerde "kelâm-ı kibar" olarak da anılmıştır.