Yan anlam, çok anlamlılığın en görünür biçimidir. Sözcük kullanıldıkça yeni bağlamlara taşınır ve temel anlamının yanına yeni karşılıklar ekler; bu genişleme sırasında ilk anlamla aradaki ilişki hâlâ sezilebiliyorsa ortaya çıkan anlam yan anlamdır. Bu sezilebilen ilişki, yan anlamı hem eş sesli (sesteş) sözcüklerden hem de bağın koptuğu mecaz kullanımlardan ayırır.
Yan Anlam Nasıl Doğar?
İnsan, adını bilmediği ya da ayrı bir ad vermeye gerek duymadığı bir parçayı, en iyi tanıdığı şeylere benzeterek adlandırır. En iyi tanıdığımız şey ise kendi bedenimizdir. Bu yüzden yan anlamların büyük bölümü organ adlarının nesnelere aktarılmasıyla oluşur. Aktarmanın dayandığı benzerlik üç türlü olabilir:
Biçim benzerliği
Nesnedeki parçanın şekli bir organa benzer: ayakkabının burnu öne doğru sivrilen ucu, testerenin dişleri sıra sıra dizilmiş sivri çıkıntıları anlatır. Burada göz, şekli görür ve bedenden tanıdık bir adı nesneye giydirir.
Konum benzerliği
Parçanın bütün içindeki yeri, organın bedendeki yerine benzer: sayfanın başı en üst kısmı, dağın eteği en alttaki geniş kısmı, yolun ağzı yolun başlangıç noktasını karşılar. Bu tür aktarımlarda şekil değil yer önemlidir.
İşlev benzerliği
Parça, organın gördüğü işe benzer bir iş görür: kapının kolu kapıyı kavramaya ve çevirmeye, iğnenin gözü ipliğin içinden geçeceği açıklığa karşılık gelir. Bir nesne, bedenin bir parçası gibi tutulmaya, kavranmaya ya da içinden bakılmaya yarıyorsa organ adı kolayca ona geçer.
Yan Anlamı Mecazdan Ayırmak
Yan anlam ile mecaz anlam arasındaki sınır, sınavlarda en çok yoklanan noktalardan biridir. Ayırt edici soru şudur: Sözcük aktarıldıktan sonra hâlâ elle tutulur, gözle görülür bir parçayı mı gösteriyor, yoksa bir duyguyu, bir tavrı, bir değerlendirmeyi mi anlatıyor? "Sandalyenin ayağı kırıldı." cümlesinde ayak hâlâ fiziksel bir parçadır; yalnızca sahibi değişmiştir. "Bu işin ayağı yere basmıyor." cümlesinde ise ayak, gerçekçilik ve sağlamlık gibi soyut bir değeri anlatır; artık somut bir parça yoktur, dolayısıyla mecaz söz konusudur.
Zamanla bazı yan anlamlar o kadar yaygınlaşır ki konuşan kişi aradaki aktarmayı artık fark etmez. "Masanın ayağı" ya da "çaydanlığın ağzı" diyen biri organ düşünmez; ama sözlükler bu kullanımları ayrı bir anlam numarasıyla verir. Bu durum, yan anlamın dilde kalıcı yeni bir anlama dönüşmesidir ve sözcüğün çok anlamlı hâle geldiğini gösterir.
Yan Anlam ile Eş Seslilik Arasındaki Fark
Çok anlamlı bir sözcüğün farklı anlamları arasında, ne kadar uzak olursa olsun, bir akrabalık vardır. Eş sesli sözcüklerde ise yalnızca ses ve yazım ortaktır; anlamlar arasında hiçbir mantık bağı kurulamaz. "İğnenin gözü" ile "çocuğun gözü" arasındaki ilişki rahatça açıklanabilir (her ikisi de bir açıklık ya da bakış noktasıdır). Oysa "yaz mevsimi" ile "mektup yaz-" arasında kurulabilecek hiçbir anlam köprüsü yoktur; bu ikincisi eş sesliliktir.
Bu ayrım soru çözerken pratik bir sonuç doğurur: Bir sözcüğün iki kullanımı arasında köprü kurabiliyorsanız o sözcük çok anlamlıdır ve kullanımlardan biri muhtemelen yan ya da mecaz anlamdır. Köprü kuramıyorsanız karşınızda iki ayrı sözcük, yani eş seslilik vardır.
Örnek Kullanımlar
- "Ayakkabının burnu açılmış." → "burun", biçim benzerliğiyle ayakkabının ön ucuna aktarılmıştır.
- "Dağın eteğinde küçük bir köy vardı." → giysi adı olan "etek", konum benzerliğiyle dağın alt kısmına aktarılmıştır.
- "Şişenin boynu kırılınca içindeki su döküldü." → "boyun", şişenin dar uzantısını karşılar.
- "İğnenin gözünden ipliği geçirmeye çalıştı." → "göz", nesnedeki deliğe aktarılmıştır.
- "Çorbaya iki kaşık tuz atınca tadı bozuldu." → "kaşık" araç değil, ölçü anlamında kullanılmıştır.
- "Merdivenin başında bizi bekliyordu." → "baş", merdivenin üst ucunu anlatır.
- Sözcüğün yanındaki ilgi ekli isme bakın: "masanın, iğnenin, dağın, şişenin" gibi cansız bir varlığa ait organ adı gördüğünüz anda yan anlamdan şüphelenin.
- Aktarılan şeyi elinize alabiliyor ya da gösterebiliyorsanız yan anlam; yalnızca hissedebiliyor ya da yorumlayabiliyorsanız mecaz anlamdır.
- Kalıplaşmış bir söz öbeği içindeki organ adları ("gözden düşmek", "kulak asmak") çoğunlukla deyimdir; yan anlam aramayın.
Çözümlü Örnekler
A) Diş hekimi, hastaya ağzını iyice açmasını söyledi.
B) Bebek, mamayı ağzına götürünce gülümsedi.
C) Serçenin ağzında küçük bir çöp parçası vardı.
D) Sıcakta yürümekten ağzı kurumuştu.
E) Turşu kavanozunun ağzını sıkıca kapattı.
A) Bu ağır kayıp yaşlı adamın belini büktü.
B) Yol, dağın belinden dolanarak öbür vadiye iniyordu.
C) Karanlıkta masanın ayağına takılıp düştü.
D) Şişenin boynuna küçük bir etiket iliştirilmişti.
E) Testerenin dişleri körelince işimiz uzadı.
A) Nezle olunca burnu tamamen tıkandı.
B) Kokuyu alınca burnunu kırıştırdı.
C) Sabahtan beri burnundan soluyordu, kimse yanına yaklaşamadı.
D) Teknenin burnu dalgaları yararak ilerledi.
E) Top çarpınca burnu kanamaya başladı.
A) Kolunu masaya dayadı; sonra işe kollarını sıvayarak girişti.
B) Ayağı taşa çarptı; bundan sonra ayağını denk almaya karar verdi.
C) Çocuğun ön dişi sallanıyordu; elindeki tarağın da birkaç dişi kırılmıştı.
D) Başı fena hâlde ağrıyordu; yine de ekibin başına onu getirdiler.
E) Kulağı soğuktan uğulduyordu; bu olay kulağına küpe oldu.
A) Sözcüğün gerçek anlamıyla ilişkisi sezilebilir durumdadır.
B) Aktarılan sözcük her zaman soyut bir kavramı karşılar.
C) Çoğunlukla biçim, konum ya da işlev benzerliğine dayanır.
D) Organ adları bu anlam türünün en verimli kaynağıdır.
E) Yaygınlaşan bazı yan anlamlar sözlükte ayrı bir anlam numarasıyla yer alır.